Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.
Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür.
"Bengü il tuta olurtaçı, sen Türk Budun!"
Breuer dosyaya göz atarken Nietzsche her yaptığına dikkat kesilmiş, sesini çıkarmadan onu izliyor, Breuer’in her sorusunu memnuniyetle başını sallayarak cevaplıyordu. Tabii bu durum Breuer’i hiç şaşırtmamıştı. Yaşamının mercek altına alınmasından gizliden gizliye zevk almayan bir hastayla henüz karşılaşmamıştı.
Mercek ne kadar detaylı gösterirse, hasta o kadar çok zevk alırdı. İncelenmekten alınan keyif öylesine büyüktü ki, Breuer yaşlanmanın, sevdiklerini kaybetmenin ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı yanının sizi inceleyen gözlerin artık bulunmaması olduğuna inanırdı: Hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet...
Nietzsche’nin sesindeki yumuşaklık şaşırtıcıydı: Kitaplarındaki sesi çok güçlü, cesur ve otoriterdi, adeta haykırıyordu. Breuer etten kemikten Nietzsche ile kâğıt kalemden Nietzsche arasındaki ayrılığı tekrar tekrar fark edecekti.