Biraz farkındalık sahibiysek 20li yaşlarda hayatın içinden bazı kavramlara kafayı takıp onları sorgulamaya başlıyoruz sanki. 25 yaşından itibaren ise varoluşsal sancıların artması da bu kitabı okuduktan sonra genel bir durummuş gibi hissettirdi. Kitabı okurken ana karakterle o kadar özdeşleştim ki belki de bundan çok etkilendim.
Ana karakterimizin kafasından geçen düşünce akışı hepimizin zaman zaman (hatta belki de her zaman!) sahip olduğu bir şey. O yüzden ana karakterin samimiyeyini hissettim.
Yalnızlık, sevmek/sevilmek, evren, zaman, içindeki çocukla yüzleşip onu alenen yaşamak cesareti, bunların hepsinde ya kendimi buldum, ya da eksik olduğum kısımlarına imrendim.
İnanılmaz akıcı ve sade bir dili var, bana biraz Japon hikayeciliğinin tadını da verdi. Bayılıyorum böyle doğal dile sahip olan şeyler okumaya.
Ben çok beğendim; hem çok düşündürdü ve farkına vardırdı, hem de çok dinlendirdi ve aktı gitti.
Not: Bir de ana karakterimiz liste yapmayı çok seviyor. Yaptığı listelerden birindeki bir madde bana öyle bir ilham verdi ki, hakkında şarkı yazdım. Spotify ve YouTube linklerini buraya ekliyorum.
open.spotify.com/track/5IzdaJFkm...youtu.be/9pEb1-bwX9E?si=...
"Büyük bir şehir burası. Bir sürü insan. Ve ben yalnızca bir kişiyim. Herhangi bir zamanda tek emin olabileceğim şey benim aklımdan neler geçtiği. Başkalarının ne düşündüğü hakkında hiçbir fikrim olamaz. Onlar uzayın çok büyük ve tehlikeli olduğunu düşünüyorlar mı? Ben düşünüyorum. Ara sıra, küçük oldukları zamanlar akıllarına geliyor mu? Benim geliyor. Neye inanıyorlar? Ben kimsenin yalnız kalmaması gerektiğine inanıyorum. İnsan birileriyle birlikte olmalı. Dostlarla. Sevdiğiyle. Aşık olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun en önemli şey olduğunu düşünüyorum."