Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a’mal-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlastır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakiki ihlas bulunuyor.
Ben, bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.
Hayatın iskelet eli bambaşka bir ayna tuttu yüzlerine.Meydan çıkışında kurulmuş bir idam sehpası eteklerine süründü. İsmail durmak istemedi, Zehra'yı çekeledi. Zehra'ya ise uzaktan fakat geniş bir açıdan gördüğü şey yetti. Bütün gece, göğsünde işlediği suçun yaftasıyla ipin ucunda dönen, elleri arkasından bağlı, boynu kırılmış da omzuna düşmüş beyaz entari içinde o beden; sapsarı, kanı çekilmiş o çehre; yarı aralık kalmış gözlerindeki donuk parıltı, bir şey söyleyecekmiş de zaman bulamamış, söyleyeceği içinde kalmış o ağız gözünün önünden gitmedi. Uyudu uyandı. Döndü durdu döşeğinde. Bir insanın ne yapmış olması gerekirdi ki böyle bir cezaya çarptırırsın? En ağır suçları gözden geçirdi, yakın yere getiremedi. Hayatta var olduğunu bilmediği suçlar aklına bile gelmedi.