Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birden bire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti… Ona hakikaten dargın değildim; sadece müteessirdim. “Bunun böyle olmaması lazımdı” diyordum.
Bu hareketsizliğin, korkuya dayanan bu tereddütün daha zararlı olduğunu, insan münasebetlerinde bir noktada taş kesilmiş gibi kalınmayacağını, ileriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü, ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içinde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yönetmeye başladığını hissediyordum.
“Benim beklediğim aşk başka!” dedi. “O bütün mantıkların dışında, imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütünüyle ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!”