Yazmaya erken başladım.Gecenin sultanı ilk dördün ay bulutları yara yara göründü. Gökte bir belirsizlik,ben de bir birikmişlik varken yazmaya niyetlendim. Sözcük arandım. Sana dair anlamı belirginleştiren ek birşeyler düşündüm. Üşündüm gecede. Ürperdim düşünürken. Ya da yaşanmışlıkların ardında bir daha anlamaya çalışırken belki de ürperdim. Kaç zaman oldu? Sessizce çekip gittin ve kendine ayrılmış hayatın döngüsü arasında dolanıp durdun. Yıprandın, hırpalandın ve örselendin. Sonra bir de seni sormaya geldim.
Aslında hayat hırpalıyor, yoruyor ve alıp götürdüklerinden geriye birikmiş özlemlerle kalıyoruz. İnan anlatmaya çalışırken aradığım sözcükleri bulamadım. Elimde bir enkaz ve orada bir hayatı inşa etme gerekliliğiyle başbaşa kaldım. Etrafıma bakındım. Yutkunarak soludum şu geçen zamanın bıraktıklarını. Genzimi yaktı, nefessiz bıraktı. Belki de bundandı söyleyecek söz bulamayışım...
Zindanlar kendini bilen insanlar için birer inziva, birer okuldur....
Sayın Demirtaş'ta zihinsel anlamda kendini geliştirerek yazdığı romanla toplum gerçekliklerini kendine has tarzıyla yazmış;
Kitabın en güçlü tarafı, kesinlikten özellikle kaçınması. İyi ile kötü, gerçek ile yanılsama, geçmiş ile şimdi arasındaki sınırlar sürekli bulanıklaşıyor. Bu da okuma deneyimini biraz rahatsız edici ama bir o kadar da sürükleyici hale getiriyor. Okurken sık sık “gerçekten ne oluyor?” diye düşünmek, aslında kitabın bilinçli olarak kurduğu bir etki.
Anlatım dili klasik bir olay romanından farklı. Yazar, hikâyeyi düz bir çizgide aktarmak yerine parçalı bir yapı tercih ediyor. Bu parçalar ilk başta dağınık gibi görünse de, ilerledikçe aralarında görünmeyen bağlar kuruluyor. Ancak bu yapı, hızlı tüketilen kitaplara alışkın okurlar için zorlayıcı olabilir.