Muâz b. Cebel radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, namaz da oruç da üç devrede bugünkü şekle dönüşmüştür. Muâz, namazın bugünkü şekline dönüşmesinden bahsettikten sonra oruç konusunda şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem her ayın üç gününde ve Aşure günü oruç tutardı. Allah, Bakara sûresinin 183
ve 184. âyetlerini indirdi: "Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kıldı. Umulur ki sakınırsınız. (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutmadığı günler sayısınca tutar. Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyuracak fidye gerekir." Artık oruç tutmak istemeyen de her gün için bir fakiri doyuruyordu. Bu doyurma, orucun yerine geçiyordu. Bu, orucun geçirdiği bir safhadır. Sonra Allah, Bakara sûresi 185. âyetini indirdi: "(0 sayılı günler,) insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'ân'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." Böylece oruç tutmak bu aya erişen herkese farz oldu. Yolcunun, yolculuk süresince tutamadığı oruçları kaza etmesi; oruca gücü yetmeyen ihtiyar kadın ve erkeklerin de tutamadıkları orucun yerine fakir doyurmaları izni devam etmektedir.