Sene 2003-2004... Bolu'da, doktoruna diş yaptırırken, söyleme ihtiyacını duyduğum bir husus:
– “Hani, ayağı kesilen bir adamın, henüz bunun farkına varmadan, doktora ağrıyan ayağından bahsetmesi gibi; acaba benim diş etimin, dişim varmış gibi - diş sızlaması gibi sızlaması, TELEGRAM'la yapılıyor olabilir mi?”
Bu soruyu sormadan önce, zihin kontrolü mânâsına TELEGRAM niyetiyle, “Telegram'ı biliyor musunuz? Ben Telegramlıyım!” demiştim. O da, "bildiğini” söyledi. O zamanlar elektrik kaçağı der gibi, “Telegram kaçağı” dediğim birşeyler oluyordu. Tek kişilik hücreye geçişimden sonra, Kartal'daki gibi klasik başlayınca, benim "herkes biliyor" zimninda söylediklerimle alâkalı olarak, diş doktoru bahsine, o zaman isimleri henüz NYMPHA olmayan TELEGRAMCILAR, onun bir Polonya televizyon kanalının ismini kasdettiğimi sanarak “evet!" dediğini söylediler. Dolayısıyla, “TELEGRAM’la diş etimin sızlaması arasında ne alâka var?” komikliğine düşmüş oluyordum. Mutlu oldular!
NYMPHALAR’a israrla, “ortaya çıkın, derdinizi söyleyin, xxxx!” diyorum; herhâlde çarpı işaretlerinin sövme olduğunu anlıyorsunuz. Bunun bir sürü de canlı şahidi var.
Böyle bir giriş yapmamın sebebi; şu anda NYMPHALAR'ın NLP (Nöro Linguistic ProgramBeyin Dilini Programlama)dan bahsederken, Kartal'da cihaz başında bulunanın ismi ve görüntü ve ses hâlinde bana gösterip konuşturduğu kişinin ismini söyleyemememden kaynaklanıyor. İsimler takma olabilir, bu yüzden delillendiremem, isimler gerçek olabilir, TELEGRAM'ı isbat kabil değil. Uzaktan elektromanyetik dalgalarla gerçekleştirilen ve hiçbir fizikî iz bırakmadan dengesiz-delice-deli bir tip ve organizmada buna şahitlik eden sarsaklıklar meydana getirebilen, hattâ sadece psikolojik tahribat değil, doğrudan doğruya öldürme işini yapabilen bu cihaz, benim yönümden sadece elektromanyetik dalgaları yakalayabilmemle(!) isbatı kabil bir nesne. Öyle ki, bunu bilenler bir yana, NYMPHALAR bile bana "delilin var mı?” diyebiliyor. Bu demagojilerini benim bizzat onlara karşı kullanışım yeri geldikçe anlatılacak: Benim onlara söylediklerim hakkında, "delilin var mı?" demeleri üzerine, "delil bizzat tesbit eden olarak sensin!”, yahud "ben seni delillendiremiyorum ki!” şeklinde hoşluklar.
Üstadım'ın, Efendi Hazretleri'nin huzurundaki demlerinden:
"Birgün huzurunda yemek yendi, yukarı çıktık... Karşımda bir hazır iskemle koltukta oturuyor... Hep orada otururdu zaten... Bir sükût ânı oldu... Diğer müridler de isterlerdi, ben geleyim... Çünkü ben konuşturuyordum Efendi Hazretlerini... Onlardan da epey vardı etrafımızda... İçimden bir his geçti: “Biz ne alçak adamlarız; her zaman böyle geliyoruz, huzurunda yıkanıyoruz, nur banyosu yapıyoruz, kapıdan çıkar çıkmaz yine aynı kapkara adamız. Bir tasarruf lâzım bize; biz yapamayız, biz yürüyemeyiz. Bizi yakalasın ve yerinde oturtsun”... Ben böyle düşünürken -ki beni daima tesir altında kalmaya en müsait olduğumu hesabederek dinleyin, bir hâl geldi bana... “Aaa, n'oluyorum?” dedim kendi kendime... Bir acı, kalbimde; anlatılmaz bir acı hissediyorum, bağıracağım... Ve bu arada bir lezzet, dayanılmaz bir lezzet... Acıyla lezzet bir arada... Bir de başımi kaldırıyorum, bakıyorum ki, Efendi Hazretleri iki mübarek gözünü dikmiş bana bakıyor... Hemen teslim oldum orada... Kalbim -ki bir lâstik çelik gibi çekiliyordu, yerine geldi o ânda... Ve şu mânâyı çıkardım: Sen mi tasarruf bekliyorsun? Acaba ona henüz dayanabilecek vaziyette misin?”