İnsan bu gece, bataklıkta, açıkta kalsa ölür, diye geçirdim içimden. Sonra yıldızlara baktım; insanın soğuktan donarken yüzünü göğe çevirmesi, gene de bu sayısız parıltılı yığınlarda hiçbir acıma, hiçbir yardım bulamaması kim bilir nasıl acı gelir,
"Doğru yoldan yaşam boyu ayrılmayacağım," diye ettiğim yeminin beni, köyün hep aynı yolundan geçmeye bağladığına, tekerlekçi ustasının ya da değirmenin oradan saparak yolumu değiştirmemin yasak olduğuna inanırdım.
Doğrusu, önemli olan yazmak veya sanat eseri yaratmak değildir, önemli olan gerçeği fark etmek ve kendi dalında sanatçı olmaktır. Kimi gözlemciye göre yaşamın tüm gerçekleri son derece açık, anlaşılır bir biçimde olup bitmektedir ve öylesine anlaşılırdırlar ki, onların üzerine düşünmeye, onları inceden inceye gözlemlemeye gerek bile yoktur. Kimi gözlemciyi ise aynı gerçekler bazen öylesine sarsar ki (üstelik sık görülen bir şeydir bu), olayı genelleştirerek sıradanlaştırmak da, kendi içini rahatlatmak da elinden gelmez; başka bir sıradanlaştırma yolunu seçer, kafasının içindeki karmakarışık soruları bir anda çözmek için şakağına bir kurşun sıkar. Yalnızca iki karşıtlıktır bu, ama ikisinin arasında insanlığın var olan bütün anlamı yatmaktadır. Gelgelelim, hiç kuşku yoktur ki, her türlü gerçeği anlamamız, onun başına sonuna ulaşmamız olası değildir. Biz ancak, gözümüzün önünde olan biteni görürüz, ama öncesini, sonrasını bilemeyiz. Orası insanın hayal gücüne kalır...