Eskiden Paris-Arras arasını dört saatte alırdık. Çok daha uzak bir yere gittiğimizi sanır, heyecanlanırdık.
Şimdiyse 45 dakikada gidebiliyoruz ve ineklerin bizi görecek zamanı dahi olmuyor. Çok daha kısa sürüyor. Bir romanın tama- mını okumak için, yan koltuklarda oturanlarla tanışmak ya da öğle yemeği yemek için vakit kalmadı...
Eskiden yemekli vagon vardı. Modası geçmiş ama samimi bir yerdi. Oturur, güzel tabaklarda, gümüş yemek takımlarıyla öğle yemeğinizi yerdiniz.
Şimdiye hızlı servis var, sıcak yemeğiniz karton tabakta servis edilsin diye ayakta bekliyorsunuz.
Yemekten sonra bir filtre kahve alır, kahve damlalarının çiçek desenli bir porselen fincana yavaşça düşüşünü duyardık ve filtrenin gümüş renkteki metalinden manzara yansırdı.
Şimdiyse kahve saatte yüz kilometre hızla, gürültülü bir kahve makinesinde yapılıyor, üstelik tıpkı yangın hortumu gibi gürültü çıkararak. Kahve denize atılacak ve balıkları zehirleyecek plastik bir bardağa dökülüyor.
Her gün, her şey çok daha hızlı ilerliyor.
Neyse ki gelişmeler devam ediyor.
Ulaşım süresi kısalıyor. Zaman kazandığımızı sanıyoruz.
On beş dakika kazandım diyorum.
Kazanılan zaman neye yarar?
Komünyon saatim hep bileğimdeydi. Eskiden modern bir saatti.
Gençliğimi ona bakarak geçirdim, özellikle de derslerde. Yalnız bana göre saniye ibresi yeterince hızlı ilerlemiyordu. Yelkovan çok daha yavaştı, en küçük olan akrepten hiç bahsetmeyeyim, düpedüz kıpırtısızdı.
Birazcık hızlansınlar diye neler vermezdim, özellikle de matematik derslerinde.
Her nedense ibrelere odaklanıp bütün gücümle düşünürdüm, sürekli olarak daha çabuk, daha çabuk diye tekrarlarsam hızlanacaklarına inanmıştım.
Elli yıl sonra başardım.
Şimdiyse ibrelerin fazla hızlandıklarını düşünüyorum: Birazcık yavaşlasınlar diye neler vermem ki.
Eskiden büyümek için sabırsızlanırdım. Bütün hayatım önümde uzandığından, her şeyin hemen olmasını isterdim. Şimdiyse pek öyle acelem yok doğrusu, sanki bekleyebilirmişim de.
Eskiden bardağımı hemen bitirirdim. Sonunda bir sürprizle karşılaşacağımı sanırdım. Hiçbir şey bulamadım.
Eskiden hayatı yüksek ateşte pişirerek yaşardım. Şimdiyse kısık ateşte ısıtarak yaşıyorum