Dilek

Dilek
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
"Aşk inattan bitebilir ama inattan ibaret olamaz. Ancak topluma intibakla var olabilir. Hayatın içeriği değildir o. Bir ret, hayat içeriklerinin bir istis-nasıdır. Ama istisnanın, istisna tutulacağı bır şeye ıhtiyacı vardır. Tek başına, reddetmekle yaşanamaz"
Sayfa 485·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Nihayet yağışlı bir gün geldi. Rüzgâr camları kamçılıyordu. Zaman serin serin uzamaktaydı. Bitkiler gibi doğruldular. öpüştüler. Bibiterine soylediklerisozler igleini ferahlatyordu. Yine muttu olmuşlardı. Her an daima bir sonraki ânı beklemek alışkanlıktan ibarettir, o alışkanlığı büğe, göreceksin ki zaman bir göl gibi dışarı sızacaktır. Saatler gerçi akarlar ama enleri boylarından büyüktür. Akşam olur ama hiç vakit geçmemiştir aslında.
Sayfa 483·Kitabı okudu
Alay etmenin faydası yoktu; tıpkı yalnızca, dünye-viliğin gitgide azaldığı dağların doruklarındaki gibi bu manzara da artık insan meskenlerinin muhiti değil kıvrımlarında bir tek birkaç böcek türünün yuvalandığı bir parça gökyüzüydü. Öbür yanda da (bu tevazuun öbür yanında) deniz vardı. Tavus kuyruğuyla bezeli o büyük sevgili. Oval aynalı sevgili. Sevgilinin açılmış gözleri. Tanrılaşmış sevgili. Amansız talep. Gözleri henüz ağrımaktaydı, ışığın denizden geri tepen mızraklarına hedef olup başka yöne bakmak zorundaydılar. Ama guneş birazdan alçalacaktır. Geriye bir tek, akışkan gümüşle çevrili bir göl kalacaktır. işte o zaman denize bakmak lazımdır!
Sayfa 482·Kitabı okudu
"Ahenksizlik, değil mi?! Verimden düşmemek için ruha her hile mubahtır. Aşk yüzünden ruh peş peșe kaç kez ölür, kim bilir. Ama-" Bunun üzerine bir teselli, hatta yeni bir aşk olacagını sandığı bir şey söyledi:*-Her şey bu kadar üzücü ve yanıltıcı ise ve artık herhangi bir şeye inanmanın imkânı yoksa, birbirimize asıl o zaman ihtiyaç duymaz mıyız?
Sayfa 479·Kitabı okudu
Dünyayı unutup seyre dalarak taşın karşısında oturabilir, bu kıyametler koparan sabırsızlığın ettiği eziyetleri çekebilirdi. İşin sonuna gelmiş, her şeyi özümsemişti ve her şeyi kendi kendine bir kez daha anlatmak üzere bir başına yüksek sesle konuşmaya başlayarak tehlikeye giriyordu. Düşünceleri, "İşte, birileri orada oturuyor," diyordu, "gördüklerini bir kez daha kendine anlatabilir. Taşların rengi tuhaf mı tuhaf bir taş yeşili, sudaki yansımaları yan sıyor... Çok doğru. Tam da söylendiği gibi. Biçimleri de karton gibi... Ama tüm bunlar bir işe yaramaz, başımı alıp gidesim var. O kadar güzel ki!" Derken hatırladı: Evdeyken, bazen ancak yıllar sonra, bazen de olan bitenleri artık hatırlamayınca yalnızca tesadüf eseri, arkanızda bıraktığınız böylesi yaşanmışlıklardan ansızın üzerinize bir ışık düşer de kalp, rüyadaymışçasına hareket eder. Ulrich geçmişi özlüyordu. Agathe'ye, "Çok basit aslında," dedi, "herkes farkında, bir biz değiliz. Hayalgücünü tek harekete geçiren, kişinin henüz veya artik sahip olmadığıdır; beden sahip olmak ister, ruhsa istemez. İnsanın bu amaçla sarf ettiği muazzam gayretleri şimdi anlıyorum. Sanat yolcusu şu herif, bu çiçeği kıymetli bir taşa, şuradaki taşı da bir çiçeğe benzetince, şayet çiçeği kısa bir an için başka bir şeye dönüştürmek akıllılık değilse, ne budalalık etmektedir. Ya bütün ideallerimiz, ciddiye alınca her biri ötekiyle çeliştiği için ne kadar budalacadır; öldürmeyeceksin, yani mahvolacaksın, öyle mi? Komşunun malına göz dikmeyeceksin, yani yoksulluk içinde yaşayacaksın, he? Bunların manası, yapılamaz oluşlarında değil midir, bununla da ruhu tutuşturmazlar mı! Ayrıca Tanrı'yı görememek de kavrayamamak da din için ne kadar iyidir, değil mi?! Peki, hangi dünya?! Henüz sahip olmayış ile artık sahip olmayışın iki ateşi arasındaki
Sayfa 477·Kitabı okudu