Dilek

Dilek
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
Nasıl yüzüm kızarmasın görünce karşımda On binlerce insanın yakın ölümlere gittiğini? Bir esinti uğruna, şan olsun diye, Mezara gidiyorlar yatağa gider gibi. Birkaç dönüm yer savaşıp alacakları, Orduların kılıç oynatmasına elvermez, Ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak. Ey düşüncem, bundan böyle ya kana boyan, Ya da beş para etmediğine yan.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Reklam
"İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Ne ölümün hüznü var ne de hayatın neşesi ‘Nasılsın' samimiyetsizliği ile ‘İyiyim' sahtekarlığı arasında bir yerdeyiz. Cahit Sıtkı Tarancı
bütün aşklar arasındaki mevcut benzerliği, hepsinin ortasında âdeta kolsuz bacaksız oturan bir 'ilk aşk' türüne benzerlik olarak görmek istesek -nitekim buna meylederiz- bu istek bir 'ilk çatala' inanmak kadar hata olurdu. Bununla beraber böylesi bir duygunun gerçekten var olduğunun canlı delillerinden haberda-rızdır. Ne var ki bu 'gerçekten'in derecesini belirlemek zordur. O, gerçek dünyadan başkadır. Bir şeye hissedilen bir duygu olmayan bir duygudur; arzusu, tercihi, hareketi, malumatı, sınırları olmayan bir duygudur, belirli bir davranış veya eylemin ait olmadığı bir duygudur ama hepten gerçek bir davranış da değildir: Bu duygunun kol ve bacaklardan hizmet görmemesi ne kadar gerçekse ikide bir karşımıza çıkıp, gözümüze hayattan daha canlı görünmesi de o kadar gerçektir! Ihtimal, bu duygunun kurabileceği en yakın iliş-ki, şefkat veya meyil sözlerinin çok elle tutulur ifadeler olduğu bir aşkla olsa da aşk, onun için fazla özel bir isimdir. Bu duygu farklı şekıllerde ve aynı anda çok sayıda ilişki içerisinde gerçekleşir ama kendisini iğfal eden bu gerçekleşmeden asla tam olarak kopamaz. İşte bu duygu karşımızda böyle belirmiş, böyle ortadan kaybolmuş-tur; o, daima aynı kalan bir sezgidir. Bu kâğıtları doldurduğum kuru kuruya düşüncelerin bununla görünüşteki alâkası pek azdır fakat beni doğru geçişe vardırmış olduklarına neredeyse eminim!"
Sayfa 315·Kitabı okudu
duygunun belirsizliği, söz gelimi, duygunun zaafını ispatlamaz, çünkü duygular bilhassa en yüksek duyuş hâlindeyken geçip giderler. Duygular, yüksek derecelerinde dahi son derece kaygan-dırlar; mesela 'çaresizliğin verdiği cesareti' veya mutluluğun acıya dönüşmesini ele alalım. O noktada duygular kaçmak veya kendi öfkesiyle 'boğulmak yerine, âdeta felç geçiriyormuşçasına çelişkili eylemlere de sebebiyet verebilir. Çok şiddeti heyecanlardaysa, deyım yerindeyse, renklerini kaybederler, böylelikle gerıye bir tek duygulara eşlik eden fizikî tezahürlerin, tenin ürperişinin, kanın hızlanmasının, duyuların uzaklaşmasının hissizce duyumsanması kalır. Hele de en yüksek derecelerde âdeta bir körelme peyda olurki duygu denilen cihazla birlikte hissi dünyamızın tamamında ancak orta derecelerde bir hükmü olur, denebilir."
Sayfa 314·Kitabı okudu