Dilek

Dilek
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
ama yol nasil guzel…
Bir şey yapmak istiyorum, onu yapıncaya yahut elde edinceye kadar deli divane oluyorum, ama yaptıktan sonra yapmış olmakla yapmamış olmak arasında bir fark kalmıyor,
Sayfa 50·Kitabı okudu
Reklam
Benim duygum, benim içimde ve dışımda oluşur, içeriden ve dışarıdan etkilerle değişir, dünyayı doğrudan içeriden ve dolaylı olarak, yani benim davranışımla birlikte dışarıdan değiştirir; öyleyse, peşin hükmümüze ters düşecek bile olsa, duygu içten de dıştan da veya en azından bunların her ikisiyle de öyle sarmaş dolaştır ki bir duygunun neresi içi neresi dışıdır ve neresi Ben neresi dünyadır sorusu hemen hemen tüm manasını kaybeder.
Sayfa 299·Kitabı okudu
Bir duygunun, kişinin ister bir şeyler yapması ister dünyayı başka türlü görmeye başlaması suretiyle olsun, dışarıda bir şeylere sebebiyet vermesi ancak bir kişinin varlığı üzerinden gerçekleşir. Hatta bir duygunun bir kişinin içindeki bir değişiklik olduğu, o kişinin dış dünyayla ilişkisinin de bununla deği- şime uğradığı belirtilmeksizin iddia edilemez."
Sayfa 299·Kitabı okudu
"Alman lisanı der ki içimde öfke var ve yine der ki öfke içindeyim. Der ki: Öfkeliyim, kendimi öfkeli hissediyorum, öfkem olduğunu hissediyorum. Der ki âşığım ve âşık oldum. Bu dilin duygulara verdiği isimler dil tarihi açısından çoğunlukla, dilin, eylemlerden edindiği izlenimlerle ve tehlikeli veya göze batan davranışlar dolayısıyla o duygulara sevk edildiğine işaret ediyor olsa gerektir; buna rağmen Almanca, duygudan, kâh farklı süreçleri kuşatan bir durum kâh bir dizi durumdan ibaret süreç diye bahseder; örneklerin de gösterdiği gibi bir öyle bir böyle olarak ve tekrar etmek suretiyle şahsın, içerinin ve dışarının tasavvurlarını derhal kendi ifade tar- zına katar; bütüne bakıldığında da öyle keyfi, öyle fevri davranır ki daha işin başında Almanlardaki duygu karmaşasını kurmak iste- yen odur sanırsınız.
Sayfa 298·Kitabı okudu
Bir bileşimi basit ve küçük parçalara ayırmak gündelik hayatta edinilen faydalı tecrübelerle haklılığı ispatlanmış bir alışkanlıktır; bu alışkanlık bize adım atmayı öğreterek nasıl dans edileceğini gösterir, bir şeyi parçalarına ayırıp tekrar birleştirince daha iyi anlayacağımızı öğretir. Oysa bilim, basitleştirmeyi aslında sadece bir ara basamak olarak kullanır; istisna olarak görünenler bile buna tâbi olur. Çünkü bilim sonuçta bileşik olanı basite indirmez, münferit bir vakanın özel yanını bilimin hedefi olan genelgeçer yasalara indirir, o yasalar ise basit olmaktan ziyade genel ve özetleyicidirler. Olup bitenlerdeki çeşitliliği o yasaları uygulayarak, yani ikinci elden basitleştirirler. "Böylelikle hayatın her noktasında iki basitlik belirir: Bir şeyin peşinen ne olduğu ve sonradan ne olacağı, farklı anlamlar içerisinde basit sayılır. Bir şeyin peşinen ne olduğu, her ne olursa olsun, çoğunlukla içerik ve biçim eksikliğinden ötürü basit, o yüzden de çoğunlukla abestir veya içyüzü henüz anlaşılmamıştır. İster bir düşünce veya bir hareket, ister irade olsun fark etmez, bir kez basitleşti mi parçalara ayrılıp, hakikat ile kudretin kafa karıştırıcı çeşitliliği dize getiren gücünden nasiplenir. Çoğunlukla birbiriyle karıştırılan şey işte bu iki basitliktir; söz konusu karışıklık tabiatın saflığından ve masumiyetinden bahseden dindar nutuklarda, karmaşık bir ahlâklılıktansa basit bir ahlâklılığın her halükârda ebedîliğe daha yakın durduğu inancı içinde tecelli eder; aynı zamanda kaba iradenin güçlü iradeyle karıştırılmasında da vuku bulur.
Sayfa 280·Kitabı okudu
Reklam