Sıradan insan için, hissetmek yaşamaktır, yaşamayı bilmektir. Ben ise, yaşamak düşünmektir, derim; hissetmek ise düşünmeyi beslemekten başka işe yaramaz.
Yalnızlığım beni kendine göre biçimlendirdi, kendine benzetti. Bir başkasının varlığı -bir tek kişi bile olsa- düşünmemi hemen engelliyor ve normal bir insan için bir başkasıyla ilişki kurmak, kendini ifade etmesi, konuşması için uyarıcı görevi görürken, aynı ilişki bende bir uyarmayıcıya dönüşüyor -bu çok zorlama deyiş dilde kabul görürse tabii.
Yalnızlık umudumu kırıyor; yanımda birilerinin olmadı üzerime ağırlık yapıyor. Başkalarının varlığı düşüncelerimi dağıtıyor; o mevcudiyeti, bütün analitik dikkatimi kullansam da tanımlamakta aciz kaldığım, apayrı bir dalgınlıkla tahayyül ediyorum.