Size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanı anlatacağım.
Sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten şeylerden ibaret, doğurmaya mahkum,
çocuklarını kaybetmekle mühürlü, yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım.
İçlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden bakacağım.
O pencerelerden tekrar ve tekrar kendimi aşağı atacağım.
Bizim ikinci şans kavramından ne anlayacağımızı, geçmişimiz belirler. Bu sebeple, ikinci şans hem hatıradır hem de kehanet; hem anıdır hem de umut. Ancak şansı şans yapanın, -onu, arzuya ve utanca nesne kılanın- ne olduğu her zaman açık olmadığı gibi, bir şansa ikinci şans demenin durumu ne yönde değiştirdiği de her zaman açık değildir.