"Ondan şüpheleniyor musun?"
"O... O böyle korkunç bir şeye ortak olamaz..."
"Ama burada olması büyük bir ihtimali doğuruyor. Belli ki yakınsınız. Zaten bunu yapan ya da yapanlar seni iyi tanıyor olmalı... Evini biliyor mu?"
"Evet. Adresimi biliyor."
"Bilmiyorum Tuna, bu pisliğe ortak olmuş olabilir mi, bilmiyorum..."
"Sesini titretme, kimse için kendini harap etme. Bunu sakın yapma, Rüzgar."
"Gerçek güllerin yok diye üzülme. Bazen güzel oyuncaklarım yok diye ağladığımda annem diyor ki, eğer hepsine sahip olsaydın onların hiçbir güzelliği kalmazdı...
Dünyadaki bütün güller senin olsaydı artık onları sevmezdin ki..." "Çünkü savaşçılar sevdikleri her şeye sahip olmasalar da pes etmeyen insanlarıdır."
"Yerimde olmak için kendini parçalıyorsun değil mi?"
"Ama ne kadar çabalarsan çabala ancak artıklarımla idare edeceksin. Buraları boş bırakıp sana fırsat vermişsem yat kalk dua et, sayemde hevesini almışsındır." "Çünkü Rüzgar geri döndü ve bu saatten sonra ne kadar ağlayıp sızlasan da sana emzik yok."
Bir kez daha sırtımdan bıçaklanmıştım ve canımı asıl yakan aldığım darbeden ziyade bunun beni hiçbir zaman şaşırtmıyor olmasıydı. İnsanlar daima nankördü, bu hiçbir zaman şaşmazdı.
"Sana güvenmek benim hatam."