Destanarjin

Destanarjin
@Robinciya
Söylesene VERA!  Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir?  Öfkemiz taş doğursun VERA  Taş doğursun, yüreklerimizi söksün yerinden...
Mühürlü bir tren vagonunda kurşun kalemle yazılmıştır” burada bu yük vagonunda havva’yım ben oğlum habil’le beraber eğer öbür oğlumu adem’in oğlu kabil’i görürseniz ona söyleyin ki ben Dan Pagis (1989, s. 29) Kısa, yalın ancak anlam zenginliği ve derinliği açısından bir o kadar da zengin olan bu minimalist Holokost şiirinde Dan Pagis, en rahatsız edici, en kulak tırmalayıcı çığlık olan kurbanların sessizliğini seslendirir. Asgari söz ile azami etki yaratır. Onun iletişim stratejisi kurgusal, dolaylı, dolambaçlı ve örtüktür. Pagis’in Holokost şiirlerine bir sessizlik poetikası hâkimdir. Pagis, Holokost’a doğrudan atıfta bulunmaz, yaşananları adlandırmaz. Bu da bize Theodor Adorno’nun “Felaketin adı sessizlikte dillendirilmelidir” (2003, s. 267) sözlerini hatırlatır. Holokost’u temsil ettiği kolayca anlaşılmayan olayları anlattığı şiirleri, Kutsal Kitaba yapılan göndermelerle bezenmiştir
Reklam

Destanarjin

, şu anda okuyor
221 syf.·
Beğendi
Kolektif
9/10 · 7 okunma
Bir yazarın insan denen varlığı yazdığı fantezi türü kitapta, Mars gezegenine giden bir bilginin ağzından şöyle tasvir etmektedir: Gezgin olarak yeryüzünden uzay yolculuğuna çıkan bu bilgin, Merih’te inerek caddelerde dolaşmakta iken bir fakültede verilecek konferans ilanını görür. İlanda belirtildiğine göre, Merih bilginlerinden birisi yeryüzüne yaptıkları son sefer ve dünya canlıları hakkında konuşacaktır. Dünyadan gelen bilgin de bu konuşmaya katılır. Merih gezegeni bilginlerinden birinin kürsüye çıktığına ve şöyle konuştuğuna tanık olur. Evet sonunda dünyada hayat var diyen bilginlerin görüşleri doğrulandı. Son araştırmalar, hayat açısından çok ileri aşamada bulunan varlıkların orada var olduklarını gösterdi. Bu varlıkların bir türü “Beşer” adını taşımaktadır. Sizin bu varlıklar hakkında zihninizde bir tasavvur bile olmadığı için, bu “beşer”in niteliğini size iyice açıklayamam elbette, ancak özet olarak söyleyebilirim ki, iki deliği dört tutamağı olan bir kırbaya benzer. Beşer diye adlandırılan bu canlılar dünya üzerinde o yandan bu yana ve hiçbir benzeri olmayan biçimde hareket ederler. Bu canlılarda özel bir “birbirini öldürme” deliliği vardır. Zaman olur, birbiriyle hiç bağlantısı olmayan uzak noktalardan harekete geçen ve birbirlerini hiç tanımayan bu canlılardan büyük topluluklar, bir tasarım, düzen, heyecan ve dürtü ile kuşanır ve son derece modern silah ve üst düzey donanımla yola düşerler, işlerini uğraşlarını ve ailelerini bırakırlar, karşılıklı saf bağlarlar, sonra kıyasıya savaşırlar. Önce yiyecek sağlamak için buna ihtiyaçları olduğunu sanıyordum. Fakat sonra gördüm ki birbirlerini şaşılası çabalarla ve yığınla öldürüyorlar, ardından kalkıp kendi evlerine dönüyorlar. Sonra biri yine öne düşüyor, bir topluluğu diğerine karşı kışkırtıyor, sonra da aynı
İçimde yaprak kımıldamıyor..Ellerimi başımın altına koyuyorum..Denizi duyuyorum..Uyuyorum.. Nazim hikmet...
Bir kadının gözleri; Bir erkeğin zulmünden dolayı.. (...YAŞ DÖKERSE...) Melekler attığı her adımda.. O erkeğe (LANETLER YAĞDIRIR...)