"Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın erkekler ne der diye düşünmeden yazın..!" diyor yazar. Ben buna "İnsanlar ne der diye düşünmeden" şeklinde genelleme istiyorum. İnsanın kendine ait bir odası, yazı masası hatta kitaplığı bile olmadan bir çok yapıt ortaya koyan kişiler var aslında. Bunlar arasında kadınları bulmak geçmişte yok denecek kadar azdı. Neyseki günümüzde bir çok yazar ve şair bunu çürütüyor. Virginia Woolf tarih boyunca kadınların neden bir Shakespeare olamadığından yakınıyor.
"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat daha büyük gösteren bir ayna görevi gördüler."
Toplumun kadına yüklediği misyon aslında geçmişten günümüze o kadar da değişmedi. Hem maddi açıdan hem de manevi açıdan. Kendilerine yer edinmek için karşı cinsten yüz kat daha çaba göstermek zorunda kaldılar. Virginia Woolf herkese her şeye rağmen kadınlar toplumda özgürce yer edinmeleri için onları cesaretlendirdi.
"İsterseniz kitaplıklara kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de bir sürgü ne de kapatabileceğiniz bir kapı."
"Bir kadın olarak, ülkem yok. Bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem." Virginia WoolfKendine Ait Bir OdaRojda ALKIŞ
Ahmet Ümit, polisiye denince akla gelen isimlerden biridir. Ama bu öykü kitabında cinayetten çok Edip'in roman kahramanlarını gerçek hayata taşımasını konu ediyor. Kitabı okurken aslında hepimizin içinde bir Edip olduğunun farkına vardım. Hepimiz roman kahramanlarını gerçek hayatta aramıyor muyuz? Genellikle de aradığımızı bulamıyoruz. Kimimiz Selim Işık'ığın tutunamayışı, Bay C'nin kalabalıklardaki yalnızlığını, Hikmet Benol'un karakter bölünmüşlüğünü, Raskolnikov'un hayatta kalmak için katil oluşunu, Anna'nın aşkının peşinden koşarken yapayalnız kalışını, parkta otururken Maria Puder ile karşılaşmayı farkına varmadan istiyoruz. Kitabı okurken yazarın bize sunduğu hayallerin ya da gerçeğin peşinde koşmayı onları hayatımıza taşımayı Edip gibi düşünüyoruz. Ama Edip daha cesur davranarak onları canlandırarak kitabı gerçek dünya taşımaya çalışmış. Bunları yaparken unuttuğu bir şey vardı. Yaptığı kendine zarar vermekten başka bir şey değildi. Agatha Christine yıllar önce ölmüş bir yazardı. O kadar ileriye gitmiştiki hayalle hakikati ayırt edemez olmuştu. Peşinden koştuğu haz duygusu onun sonu oldu...
Aşkı sevgiyi en güzel tanımlayanlardan Turgut Uyar "Göğe bakalım" derken gökyüzünü aşkına adeta bir şahit kabul etmiş ve sevgili ile gökyüzünün sonsuzluğunda buluşmayı hayal etmiştir. Bırakın sevgiliyi onu sevebilme ihtimaline aşık olmuştur.
Siz insanları baktığınız zaman üniformalar, bayraklar ve dini görmeyi bırakın. Oysa insan sadece insandır. Seven, acı çeken, üşüyen, korkan bir insan.
Kitabın en sevdiğim bölümü:
"Aynı yemekle besleniyoruz, aynı silahla yaralanıyoruz. Aynı hastalıklara yakalanıyoruz. Aynı şekilde iyileşiyoruz. Aynı yaz ve kışla ısınıp, üşüyoruz.
Bizi keserseniz, kanamaz mıyız?
Şaka yapsanız, gülmez miyiz?
Bizi zehirleseniz, ölmez miyiz?
Ve bize zarar verirseniz, intikam almaz mıyız? "
Venedik TaciriWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202214,7bin okunma
Hayatta bir insana verilmiş en güzel ödül? Bence ne zaman öleceğimizi bilmememiz olurdu... Bilsekdik eğer ya daha cesur ya da daha korkakça yaşardık...