"Ama zaten öyle bir adam degil. Yapısı gereği ağırbaşlı ve ciddidir. Her zaman öyleydi."
"Kesin öyleydi," dedi Martin. "Haftada üç dolar, sonra haftada dört dolar ve genç bir delikanlı, hiç eğlenmeden, oynamadan yağ sobasında yemek pişiriyor, bütün gün çalisiyo, para biriktiriyo, hep çalisiyo, hiç iyi vakit gecirmiyo, eğlenmeyi öğrenmiyo
ve tabii ki otuz bin dolar çok geç geliyo."
“Biliyor musunuz," diye ekledi, "Bay Butler'a acıyorum.
Doğru dürüst harcayamayacağı otuz bin dolar kazanmak için hayatini boşa harcamış. Niye mi, çünkü artk otuz bin dolar nakit verse bile çocukken on sente alabilecegi şeyleri alamaz, mesela şeker, fıstık veya tiyatroda en üst balkondan bir bilet."
Şimdiyse bu huzursuzluğu çok daha keskinleşmiş ve acı vermeye başlamıştı, ama artik ne istedigini açık ve net olarak biliyordu: Güzelliğe, aydın bir bilince ve aşka sahip olmak istiyordu.
Onun zahmetsizce anlattığı tehlikeler ve güler yüzü karşısında hayat, ciddi çabalardan, denetim ve kısıtlamalardan ibaret bir olay olmaktan çıkmış; oynanıp altüst edilecek, kaygısızca yaşanıp keyfi çıkarılacak, sonradan da umursamadan fırlatılıp kenara atılacak bir oyuncak haline gelmişti.