Anı diyorum ya; benim hiç anım yok. Gerçekten yok.Olmalı mı? Şart mı? Bir şey uyduramaz mıyız? Evet,hiç anım yok, bir şey hatırlamıyorum. Hatırladığım bir
iki süprüntü ise beni utandırmaktan başka bir işe yaramaz. "Be adam - bunca yıl yaşadın; anlata anlata bunu mu anlatıyorsun, böyle bir şeyi nasıl yaşadın, insanlık hali, nasıl unutamadın?" Niye unutayım ki? Unutamamak değil, unutmaktır acı olan.
Boş bulunup da birine anlatırsanız - ki başka türlü bir şey anlatılmaz- en geç iki üç gün sonra "Gel!"der, "sana bir sürprizim var." Hala alık alık bakarsınız,ve ayıptır söylemesi, bu yaşa gelmişsinizdir, hala bir şey bekler, sürpriz bir şey olacak sanarsınız. (Tüm sürprizlerin!.. Sizden çalınanlarla gerçekleştiğini ve yeni bir şey gibi sunulduğunu unutup - size de müstahaktır ya, neyse ... )
Yalnızca ilk sayfaya "GÖKYÜZÜ PARAMPARÇA-
DIR, BÜTÜN DEGIL" diye yazacaktı. Geri kalan bem-
beyaz sayfalara bakan insan, gökyüzünü hayal edebi-
lecek; sayfaları çevirdikçe, gökyüzü parçalanacaktı za-
ten. Bir cümle söyleyebilmek için -o da çoğu kez ya-
lan- koca kitaplar yazılıyordu. En azından kapaklarına
"Bu kitap bilmem kaçıncı sayfadaki o sarsakça cümleyi
söyleyebilmek için yazılmıştır" diye bir not düşülebilirdi. Böyle olmayınca, kitabın anlatmak istediği saçmalık yüzlerce sayfanın arasına gizleniyor; ne yazan ne de okuyan, bunca kalabalığın arasında aradığını bulabiliyordu. Bir de anlamadığını ya da kendi bildiğini kitaba söyletmeye gelince iş, "Pes!" dedi içinden.