Atatürk’ün okunmasını tavsiye ettiği kitaplar arasında görünce okumak istediğim kitap olur kendisi.
Rousseau yazmış olduğu bu metin,hiç korktuğum gibi değildi. Ben ağır ve defalarca okumayı gerektiren satırlar olduğunu düşündüm aslında. Ama resmen bir öykü okurcasına okudum. Sıkılmadım. Aksine zevk aldım.Bu satırlara göz gezdirmiş Atam diye kıvanç duydum ek olarak.
Yazar bu kitapta hem modern topluma,hem de ilkel zamanlardaki toplum kültürüne mercek tutmuş.
Aristoteles’in kölelik yaklaşımını hem doğru bulup hem de yanlış bulmuştur . Bu nasıl oluyor derseniz, insanların doğuştan köle olduğuna efendiliğin de doğuştan olduğuna inanan Aristotelesin sonucu neden sanmasıydı. Jean’e göre köleleri köle yapan kaba güç, onları kölelikte tutan ise korkaklıkları olduğunu savunmuştur. Ki haklı da, çünkü bir şeye itiraz etmediğimizde o olgu ya o düzene boyun eğmiş oluruz.
Boyun eğmek deyince,konuyu “güç ve hakka” getirelim.
“En güçlü,gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep egemen kalacak kadar güçlü değildir. Güçlünün hakkı işte buradan gelir.” der. Savunduğu düşünceyi açıklamak gerekirse; gücün maddesel olduğunu ve bunun hak yaratmayacağını savunur. Güç Tanrı’dan gelir inancı ile boyun eğmeye 100 tutan insanlar olmuş sandığım kadarıyla. Onları eleştirel bir şekilde yaklaşarak hastalığında Tanrı’dan geldiğini söyleyerek o zaman hekim çağırmayalım tarzında bir yaklaşımı vardır. Yani güçlüye gücü veren tanrı ise buna koşulsuz boyunemeliyiz inancını kınamış kendince. Boyunememiz gereken tek güç haklı güçtür.
Genel anlamda devlet yönetimi için , baba ve aile, hükümdar ve halk kıyaslaması yapmıştır. Aile içindeki sevginin varoluşu ile yönetimin etkilenmesi, hükümdar da ise o sevginin halkına karşı varolmayışıyla yönetimin etkilenmesi anlayışını benimsemiştir.