Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Çok azı gerçekten kim olduğunu görmeye cesaret edebilir. Ve çok azı bundan harap olmadan kurtulur. Ouroboros aynasının kendisine bakan herkese gösterdiği şey budur: en kötü, en aşağılık noktalarına kadar kendileri. Bazıları ona bakar ve gördüğü korkunç şeylerden deliye dönerken aslında bu şeylerin kendileri olduğunu anlamaz. Bazıları gururla kendilerine bakmak ister ama gördükleri ezik, perişan yaratık yüzünden darmadağın olurlar. Ama sen… evet. Sen gerçekten nadidesin. Bundan daha azı için burayı terk etmezdim.
Bazen düşünüyorum da acaba… bir yanım beni bekleyen şeyin farkında mıydı? Kibar bir çiçek yetiştiricisi veya ateş gibi yanan biri değil de, gece kadar ıssız, dayanıklı ve değişken biri olacağımın? Nereye bakacağını bilenler için güzelliklerle dolu ama bakmaya gerek duymayanlar için korku veren biri olacağımın? Gerçi bana bakmayanları kafama taktığım söylenemez ama… acaba tüm o çaresizlik ve umut içinde bile, tamamen yalnız olmadığımı hissetmiş miydim? Başından beri hep buraya ait olduğumu?
Bir Kraliçe -kimseye boyun eğmeyen, karşısındaki herkesi sindirip kaçıran bir kraliçe. Kendi bedenine, kendi kaderine sahip çıkan ve bunun için kimseden özür dilemeyen.