Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Bazen garip bir his gelir. Böyle, kendinizi ifade edememiş gibi hissedersiniz ama elaleme değil,kendinize kendinizi ifade edememiş gibi hissedersiniz. Bir şeyler kopar mı yoksa eklenir mi bilmezsiniz, hissediyorsunuzdur da hissetmeseniz de olur. Kendinize söz vermişsinizdir de tutamamışsınızdır. Sizi yavaşça yorar. Sonra gece vakti kimseye ithaf edilmemiş şarkılar dinlersiniz. Neden ve ne için olduğunu adınız kadar iyi bilirsiniz de bilmemezlikten gelirsiniz.
İnsan, Tanrı'yı oynama düşüncesinden hoşlanır. Sanatçılar ise içten içe bu düşünceye aşıktır. Güzel bir adamın çenesi, bir güvercinin kanat çırpışı, bir kadının yağlı ve sağlıklı bedeni kağıda işlendiğinde; çizgilere yorum, sanatçının karakteri katıldığında bu düşünce ruhunuzu gıdıklar. Çünkü seyre değer bir şey, kalitesinden ödün vermeden, hapsedilmiştir. Bu sanatçıyı güçlü hissettirir. Sanki zamanı durdurmayı başarmışsınız gibi...
Bütün o gözlemlerin, renklerin, tecrübelerin ve taklit edilen yüzlerce durumun sonrasında bir yapboz gibi birleştirilen tablolar, çizimler, karalamalar ise ruhunuzu öyle bir okşar ki! Yaratıcılık hissinin doruk noktasındasınızdır ve aynı şeyi bir kez daha, bir kez daha yapmak istersiniz. Bu sizi güçlü hissettirmez, size güç verir. Kağıtta duran şey tamamen hayal gücünüz, toplanmış parçaların maharetle birleştirilmesidir. Aslında var olan her şeyden birazdır ama... kağıttan size bakan gözleri, yeryüzünde hiç yürümemiş biri gibi, sizin yarattığınız özel bir varlıkmış gibi sahiplenmekte ne sakınca vardır ki?
Bence iki yol da haz verici ve tatmaya değerdir.
Ve genelde sadece iki yol yoktur.
Hali hazırda nefret ettiğim bir şehir var. Huzur bulmak istediğin bir ikincisinden de nefret etmeme sebep olmayın. Üçüncüsünü bulduğumda o şehirde sizsiz olmama, sebep olmayın.