Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
“Annenin içinde bir fişek var,” diye açıklardı babam, hoşgörülü geniş sırıtışıyla. Ancak zamanla fişeklerin yalnızca parlak ve canlı olmadığını öğrendim. Ne yapacakları belli olmayan, sizi ürkütüp korkutabilecek şeylerdi.