Peki ya sen, "Küçük
dünyam bana yeter," deyip kendi kabuğunda mutlu olanlardan
mısın? Yoksa benim hayallerim bu kabuğa sığmaz diyerek
zincirlerini kıranlardan mı?
Sen duygularınla, mutluklarınla ve hüzünlerinle yoğrulmuş
bir varlıksın. Yani demek istediğim, sevgini hissettir,
kızgınlığını dile getir, yorulunca dinlen ve her şeyden önce,
bir süper kahraman değil bir insan olduğunu ve önemli olanın
nasıl göründüğün ya da görünmek istediğin değil de hissettiğin
gibi görünmek olduğunu aklından çıkarma.
Hani güçlü görünürsün de aslında yorgunsundur. Hani
yüzünde inatçı bir gülümseme orada durur da çok şeye kırgınsındır.
Ama kimseler bilmez, bilmelerini de istemezsin
içeride verdiğin savaşın büyüklüğünü. Ve hatta çevrendeki
insanlar sorar ve sorgular seni, "Nasıl başarıyorsun bu kadar
güçlü olmayı?" diye. Hafif bir tebessüm belirir yüzünde;
"Güçlü olmak zorundayım," diye kısa ve net bir cevap
verirsin. Sebeplerini ve yaşadıklarını hiç kimse anlamaz,
bilirsin.
Neyi öğrendim, biliyor musunuz? Sımsıkı tutunmak yerine bırakmayı. Benden gitmek isteyeni uğurlamayı. İyi gelmediğim ve bana iyi gelmeyen ne varsa bırakmayı. Sessiz, sedasız, kavgasız, kaossuz bırakmayı ve oradan öylece uzaklaşmayı. Başkalarının yolundan gitmek yerine kendi yoluma bakmayı. Birilerini kazanmak için kendimi kaybetmek yerine başkalarını kaybetmeyi ve kendimi kazanmayı. Zaman zaten gösteriyor kaybedeni ve kazananı. Sımsıkı tutunduğum her ne varsa bırakmak, güçlendiriyor ve yeniliyor hayatımı.