Lakin ya Rabbi! Anlasanıza, ölüyorum. Onların gözümün önünde seviştiklerinden, gözümün önünde… ben işkenceler içinde kıvranırken, onların saadetlerinden ölüyorum…
Servet, görkem, süs… o emellerinin içinde beslenen körpe emel bugün elinin altındaydı, fakat bunlar öksüz çocuklar mahzunluğuyla, elem bir boyun büküklüğü ile duruyorlardı. Bu evlilik ona genç kızlık emellerini vermiş, fakat kadınlığını aç bırakmıştı. Tamamen aldandıdığına, mutsuz bir kadın olduğuna çoktan karar vermişti. Sonra hayatının ufkunda bir saadet parıltısı belirmişti, bütün ruhuyla kendisini ona vermişti. Bu zayıf ışığı söndürebilecek hiçbir kuvvetin varlığını düşünmemişti. Bugün birinci defa olarak bir seri seri rüzgâr, bilinemez nereden esen bir hain nefes, o ışığın, o güneşin üstüne bir parça bulut sürüklemek istemişti. O sönerse ne olacaktı?
Sonsuz bir karanlık…
Ah! Nihal’in o yaşamaktan şikayet ediyor sanılan sarı, sarıldığında ucu bir pembeliğin aldatıcı neşeli hemen solacak bir gülün kırılgan inceliği ile titreyen hüzünlü yüzü! O hastayken sizi yalancı gülücükleriyle aldatmaya, etrafındakileri sahte bir saadet içinde kandırmaya çalışan, derinliklerinde hasta ruhu ağlarken gülen gözleri!