Tutsaklığın ve bağımlılığın olduğu hiçbir yerde sevgiden söz edilemez. Birbirinden Kopamıyormuş gibi görünen, sebze birbirlerine çok düşkün oldukları için “romantik” bile sayılabilecek bu çift arasında, esaretten ve israftan başka bir şey yok aslında.
Her yönüyle kendine yetebilen, kendiyle mutlu ve özgüveni tam olan insan özgürdür ve sevgi özgür olanların tam anlamıyla deneyimlebildiği eşsiz bir etkidir.
Yalnızlığını sevmeyen, kendi ile sağlıklı ve verimli bir hayat sürdürmeyi bilmeyenler de kaybetme korkusu değişkenlik gösteren derecelerde de olsa varlığını hissettirir.
Kaybetme korkusunun temelleri erken çocukluk yıllarına dek dayanıyor. Sahip oldukları potansiyelle tanıştırılmayan, her isteği yerine getirilen, kendi çabasıyla edinmeyi ya da kazanmayı öğrenmeye, teşvik edilmeyen, özgüveni desteklenmeyen çocuklar anne babalarına bağımlılık geliştirirler ki bağımlılık duygusu beraberinde kaybetme korkusunu da geliştirir. Sahip olduklarını kaybetme korkusu, diğer bir yönüyle kaybettiklerinin boşluğunu dolduramamak, onlarsız hayatın devam edemeyeceği, kişinin kendi becerilerinin bir işe yarayacağı kaygısıdır.
Bu zihinsel manipülasyon, öncelikle kişinin kendi ile sağlıklı iletişimini bozduğu için buradan güçlü bir sevgi bağı elde etmek mümkün olmaz.
Olumlu olanı yok saymak, hükümsüz kılmak bir kusurdur. Sevme becerisinin önündeki engellerdendir.