Karakter basit bir oluşum değildir. Eğilimlerin, düşüncelerin ve benzerinin çok girift bir sonucudur.
Dolayısıyla karakterin doğuştan geldiğini kabul etmek, beraberinde pek çok saçmalığı da kabul etmek demektir.
Her şeyden önce bu; bir bileşkenin, heterojen unsurlar kümesinin, güçleri gruplandırma metodunun doğuştan geldiğinde kabul etmektir ki bu akla sığmaz.
Dahası bu, doğuştan mükemmel bir saflığa sahip olabileceğimizi, çevre ve eğitimin üzerimizdeki etkisinin labirentinden kolayca sıyrılılabileceğimizi kabul etmektir ki bu imkansızdır. 
Öncelikle düşüncenin irade üzerinde hiçbir etkisi olmadığını asla söylemedik.
İçgüdüsel dürtülerin ve alışkanlıkların irademiz üzerinde çok büyük rol oynadığını vurgulamak istediğimiz doğru olsa da asıl savunduğumuz şey, —üstün bir iradeye sahip olmanın, eğilimlerimizin düşüncelerimize boyun eğmesiyle mümkün olduğu ve düşüncenin “aşağılık düşkünlüklerimizin acımasız gücüne” karşı doğrudan ve hızlı hiçbir güce sahip olmadığıdır.—
“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim?Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar?”