Hevesle başladığım bir eserin beni bu derece hayal kırıklığına uğratması üzücü oldu maalesef.
Eser patron denilen kişinin ağzından Aleksi Zorba ile birlikte Girit'te geçirdikleri zamanı anlatıyor. Zorba karakteri 65 yaşında bir adam. Patron ise 30 35 yaşlarında kitaplarla arası oldukça iyi biri. Eserde, patron karakterinin Zorba'ya duyduğu hayranlık anlatılıyor. Onun birçok yere seyehat etmiş olması, farklı insanlar görmüş olması patron için çok ilginç ve eşsiz geliyor çünkü kendisi kitap okuyarak yaşamış gerçek hayatı tam olarak yaşamamış gibi hissediyor. Ancak Zorba'ya olan övgüleri abartıdan başka bir şey değil.
Zorba'nın hayatta birçok şey yaşaması çok normal çünkü 65 yaşında. Zorba'nın işi gücü sadece kadınları kötülemek, onlarla alay etmek, duygularını yermek ama onlara muhtaçlıktan gözünün dönmesi ayrı bir trajedi. Genelde kadını şeytana, domuza, iğrenç bir yaratığa benzetiyor. Ancak kendisi acıktığında onların evinde besleniyor, cinsel haz ihtiyacını gideriyor ve böylece kadını kullanmış olduğunu düşünerek alay ediyor. Bana sanki kendi yaşam tarzını kabullenmek yerine bu şekilde teselli buluyor gibi geldi. Bu yüzden bana oldukça zayıf ruhlu ve hayattan kaçmış bir karakter izlenimi verdi.
Benim için çok zorlama bir karakter olmuş, sahte bir bilgelik takınmış gibi. Aynı zamanda diğer bir tartıştığı konu ise tanrıya olan inançsızlığı. Sürekli dini değerlerle, inanışlarla alay eden biri. İçki, tanrı, kadın üçgeni ile kafayı bozmuş bir adamı hiç ama hiç felsefik düşünceli olarak göremedim ben maalesef.
Patronun da durup dururken çok mutluyum gibi hatırlatmalara ihtiyaç duyması da ilginç. Zorba hiçbir şeye inanmaması açısından bir nihilist değeri taşıyor gibi görünse de bu konuda görüşünü destekleyecek hiçbir kanıt yoktu. Gerçekten inanmayan birinin her iki