Başkaları ile ilgili sözlerimizin yapıcı veya yıkıcı etkiye sahip olabileceğini biliyoruz. Peki kendimiz hakkındaki sözlerimizin de aynı etkiye sahip olduğunu farkında mıyız? "Toksik özsöylem" en yıkıcı psikolojik ve ruhsal güçlerden biridir.
Olumsuz Öz söylem zehirlidir. Olumsuz düşündüğümüzde, kendimize hırpaladığımızda ve kendimize yeterince merhametli davranmadığımızda bilfiil zehir içiyoruz demektir. Bu yüzden düşüncelerimizi ve kendimizle nasıl konuştuğumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Eğer kendimizi düşüncelerimizle aşağılıyorsak buna hemen bir son verip daha yapıcı sözler sarf etmeliyiz. "Ne kadar beceriksizim" gibi düşünceleri "elinden geleni yapıyorum, tekrar deneyebilirim" gibi düşüncelerle değiştirmeliyiz. Kendimizle konuştuğumuzda önce sevdiğimiz biriyle bu şekilde konuşur muydum diye sormalıyız. Emin olun ki eğer eşimizle, dostumuzla, patronumuzla kendimizle konuştuğumuz gibi konuşsaydık o ilişkiyi mahvederdik. Ne yazık ki çoğumuz kendimizle olan ilişkimizi işte böyle mahvediyoruz.
Peygamberler de keder nedir, acı nedir biliyorlardı. Kaybetmeyi biliyorlardı. Her birimizin bu kahramanlarla olan ortak noktası işte bu. Onlar imtihan edildi biz de edliyoruz. Acıyı, reddedilmeyi yenilgiyi hissettiler. Hüsrana uğradılar, kayıplar yaşadılar, en yakınları tarafından incitildiler..
Bu nedenledir ki hikayelerimizde, trajedilerimizde kendimize asla yalnız hissetmemeliyiz. Allah onları misallerini bize feraha erelim, ilham kaynağımız olsun diye aktarıyor. Çünkü Allah, bize onların yaşadığı zorlukları ve acıları gösterdiği gibi kurtuluş yollarını da gösteriyor!
Kalbimiz hassas ve savunmasız yaratılmıştır. Ama onun böyle oluşu bir "tasarım hatası" değildir. Kalbimizin hassas ve savunmasız yaratılmış olması, duygusal ve psikolojik yaralar alacağımız İlahi Tasarımın bir parçasıdır, gelişimimizin ve arınmamızın bir parçasıdır ve Allah'a dönüş yolculuğumuzun bir parçasıdır.
Yani, yaralarımız bu yolculuğun bir parçası olarak tasarlanmışsa, iyileşme hususunda derin bir anlayışa sahip olmakta elzemdir. İyileşmenin dört ana sefası ise:
Acının kök ne dediğinin teşhis etmek, iyileşme yolundaki engelleri kaldırmak, yarayı iyileştirmek ve kalbi korumaktır.
İnanan bir insanın sorunun çözümü için bir zaman belirlemeye çalışmaması da ayrıca önemlidir. Sabır kendi belirlediğimizde değil, Allah'ın belirlediği zamana teslim olmayı gerektirir.
Stokdale Paradoksu, ne olursa olsun zorluklara aldırmadan sonunda galip geleceğiniz olan inancınızı korumanız bununla birlikte mevcut realitenizin en acı gerçekleriyle de yüzleşmeniz gerektiğini savunur.
Paradoksu Vietnam Savaşı'nın doruk noktasında "hanoi Hilton" savaş esiri kampındaki Amerika Birleşik Devletleri'nin en yüksek rütbeli subayı Amiral Jim Stockdake'in adını aldı.
Stockdale nasıl hayatta kaldığı sorulur, şöyle cevap verir:
"Hikayenin sonunu olan inancımı hiç kaybetmedim. Sadece dışarı çıkacağımdan değil sonunda galip geleceğimden ve bu deneyimi hayatımı tanımlayan bir olaya dönüştüreceğimden hiç şüphe duymadım. Geriye dönüp baktığımda bunu hiçbir şey değişmem."