• ...
    Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. Sana yalnız bir ince tâze kadın Bana yalnızca eski bir budala Diyen bugünkü beşer, Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar, Bulamaz sende, bende bir ma'nâ
    ...
  • Biz, Yahudiler gibi sabah akşam Peygamber doğrayan, Hıristiyanlar gibi Peygamberini yalnız bırakan bir ümmet değiliz.

    Biz, tuvalete girip çıkarken bile hangi duayı okuduğuna, hatta hangi ayağıyla girip çıktığına kadar her davranışını, sözünü, duasını hafızalarımıza kaydedip uygulamak için azamî gayret gösteren, Peygamberine sevdalı, Peygamberine hayran bir ümmetiz.

    Sen kıskanılmayacaksın da gazaba uğramış Yahudiler ve saptırılmış Hıristiyanlar mı kıskanılacak Ey Ümmetim?
  • https://www.youtube.com/watch?v=Ituzi_-9RJI
    Mevsim, hava, saat, gün, yıl farketmeden hep burdasınız biliyorum. Otobüstesiniz siz de biliyorum, metroda, sokaktasınız, iştesiniz, sonra evde, hava yağmurlu, mutlulukla ağır ağır yürüyerek ıslanıyorsunuz yahut bir saçak altına sığınmış yaşamayı ne kadar sevdiğinizi düşünürken bir yandan da intiharı düşlüyorsunuz, hayatınız üzerine güneş hiç vurmuyor, içinize yaşamın hiçbir güzelliği nüfuz edemiyor, Siz; nefes alıyor, su içiyor, yürüyor, uyuyor, tv izliyor, yemek yiyor, gülüyor; kendinize ve kimseye bir şey farkettirmeden yaşamaya devam etmek istiyorsunuz. Çabalıyoruz, allah şahidimdir görüyorum sizi de, siz de benim gibisiniz biliyorum, dışarıda yaşanan tüm ikiyüzlülüklerin, karaktersizliklerin, yalanların içinde barınamayan ve her seferinde bir fırsatını bulup içinizdeki hüznü beslemek için buraya koşanlar, evet biz her şeyi ve herkesi severek öleceğiz bu kesin, biz böyleyiz, o kadarız, varoluşumuz yalnız hüznedir ve yalnız keder için varız biz. Her duygumuz kötürüm bir sevdanın ardından biraz keder gibi; mutluyuz keder gibi, öfkeliyiz keder gibi, susuyoruz keder gibi, konuşuruz keder gibi, güleriz keder gibi...

    Büyük şairler gibi de değiliz biz, yazmayı beceremeyiz, anlatmayız, kelimelerin yan yana gelişleri hiçbir şekilde ifade etmek istediğimizi karşılayamaz, o yüzden, içimizde koyu bir katran gibi taşırız sözcükleri, nereye gitsek bizimle gelir bu hastalık. Katlanılmaz olduğunu düşünüyoruz her şeyin, her seferinde bu boktan gezegenin kendi etrafında tamamladığı her tur bizi uzunca zaman planlanmış bir cinayete, keskin bir ölüme daha da yaklaştırıyor, kendi bedenimizi görüyoruz, denizin derinliklerine doğru ilerleyen ölü bir bedeni, yavaşça, büyük bir haklılıkla, direnmeden.. Kalbimizi, sevgimizi anımsarsak ancak o zaman yapışıyoruz denizin yakasına, çıkmaya çabalıyoruz, çırpınıyoruz, bağırıyoruz işte her gün teşekkür ederek, iyi günler dileyerek; okuldayız biz öğrenciyiz, sırada oturmuş onu düşünüyoruz; sokaktayız, bir yerlerde çay içerek düşünüyoruz; işteyiz halledilmesi gereken yığınla işin arasında, burnumuzda tütüyorlar; dükkandayız kapatıp gitsek de onu düşünerek bir şeyler içsek diyoruz, vallahi kalabalıklar içindeyiz, en işlek yerlerinde varız hayatın, ama hep kendimizle tenhayız, huyumuz böyle.. Fakat bu onların dünyası biliyorum, hep onlar varoldular, onlar devam edebildiler, savaşlar onların yüzünden, ölümler, açlıklar ve bütün kötülükler, vallahi ne kızgın ne de kırgınım, her an kaybolmaya yakın bir gülümsemeyle bir akvaryumu izler gibi izliyorum dünyalarını, biz azız, akvaryumun dışındayız, kendimiz gibi olanlara bakınıyoruz, köpek balıklarıyla ve onları besleyen küçük balıklarla dolu o akvaryumu seyrediyoruz, işte o akvaryumda, ne küçük balık olmak kendimize yedirebileceğimiz bir şeydi, ne de köpek balığı saldırganlığındaydık.

    Gölgemize basarak yürüdük biz, elimizde bi cıgaralık; Nerede sevdiysek ordayız, küçük bir şehirde, metropolde, koca koca binaların arasında, alçak kaldırımların üstünde, eski bir teknenin içinde, gün gün oradayız, mevsim mevsim, yıl yıl.. Ölü bir kuş görünce ondayız, güzel bir şarap içince. Geçiyor yaşımız, saçımız ağarıyor, kanıksanıyor her şey, her gün ancak hep eskisi gibi seviyoruz, yeniden aynı kuvvetle ve incelikle seviyoruz, genç değiliz bir biçimde en alınmaz kararın, en öznel cinayetin kıyısındayız, kimimiz yirmilerinde şarkılarla öldürüyor kendini, peşi sıra yaktığı sigaralarla, gerçekliği yadsıyarak herkesi güzelleştirirken duvara yansıyan gölgesi gitgide tekilleşiyor.. Biz üstümüzde çul çaputla, biz üstümüzde pahalı kıyafetlerle, biz altımızda son model araçlarla, altımızda bisikletle, altımızda yalnız ayakkabılarımızla, gösterişli restoranlarda, yahut elimizde bir tek simitle, biz üstümüzde gök altımızda yer ile, her şeyin içinde her sokağın köşesinde özlüyoruz her şeyi. Ölmek de hayatın bir parçası diyoruz, korkmuyoruz, fakat ölürsem sevemem onu diyoruz, sonumuzu getiren sevgi bizi ölümden kurtarma büyüklüğünü gösteriyor..

    Güneşin her gün ufukta göründüğü anla birlikte iş başı yapacağız, hüzün işçileriyiz biz, işimiz kolay değil ve bu da bizim hüzün marşımız, keder tanrısının en sevdiği ilahi. Kederlerimizi, pişmanlıklarımızı büyüteceğiz biz, yapacak çok işimiz var ve yapılacak hiçbir şey yok. Bıkmadan ama devam edeceğiz, düşeceğiz yine aynı yere, aynı sızı, o bildik bulantılar.. Ama doğrulacağız, mecburuz, biz azız, işte bu yüzden, bizim gibi olanlar için varolacağız. Çünkü biz başka meslek bilmeyiz, hüzün işçisiyiz. Her günün sonunda, o gün öldürdüğümüz umutların, bizden biraz daha uzaklaşan anıların yakıcı gölgesine sığınıyoruz bu parçayla. O tahta kapı her çarptığında bizim yüreğimiz o kadın için o adam için çarpıyor biliyorum. Kemanın sesi kanımızda dolaşıyor, devasa bir sevgi ordusu, sevilmemişler ordusu, pişmanlıklar ordusu, kırılganlar ordusu, geçmişe dönmek isteyenlerin ordusu, geleceği olmayanlar ordusu. Her şeyi ve herkesi severek öleceklerin ordusu...Bizim ordumuz yani onların değil.DİYAR AYDIN
  • –Sonu yalnız O biliyor.
    –Bize hiç bildirilmeyecek mi?
    –O kadar güçlü değiliz.
  • Bazen kendi başımıza, yalnız kalsak bizim için daha iyi olmaz mıydı diye düşünüyorum.
    Aynı yolun yolcusu değiliz.
  • Sorsam size ki kaç yaşındasınız kiminiz 30 kiminiz 50 yaşındayım diyeceksiniz. Acaba gerçekten 30 ya da 50 yaşında mısınız? Yani neye göre 30 veya 50 yaşındasınız?...Biz...Dünya'nın Güneş çevresindeki bir turunu tamamladığı sürece Güneş Yılı diyoruz. Dünya'nın Güneş etrafında 30 defa tur atması anlamında da 30 yaşındayım diyoruz. Yani, "Ben Dünya'ya geldiğimden beri Dünya, Güneş'in etrafında tam 30 tur attı demek istiyoruz ve buna gör zaman biçiyoruz kendimize. Yalnız bu arada çok önemli bir gerçeği görmezlikten veya bilmezlikten geliyoruz veya gerçekten bilmiyoruz, farkında değiliz bu gerçeğin...Şu anda yaşadığımız Dünya'da fark etmemiz gereken bir şey var o da şu: Dünya nasıl Güneş'in çevresinde bir turunu tamamladığında 1 yıl geçti deniyorsa aynı şekilde Güneş dediğimiz yıldız da içinde bulunduğumuz ve Samanyolu adını verdiğimiz galaksinin merkezi etrafında tur atıyor ve bir turunu tam 255 milyon yılda tamamlıyor...Güneş etrafındaki Dünya turuna nispetle değil de galaksi merkezi çevresindeki dönüşümüze nispetle yıldan bahsedersek 255 milyon yılda bir 1 yaş yaşamış oluyoruz... Biz dünyada 70 yıllık bir ömür sürsek dünyadan ayrıldığımız zaman 255 milyon yıllık sürece göre bir Dünya ömrü nedir?... 255 milyon yılda 70 yılın ne olduğunu anlamak için bir hesap yaparsak görürüz ki 70 yıl dediğimiz süreç Güneş'in kendi yılı içinde sadece 8.6 saniyedir...Kuran'da Naziat suresinin son ayetinde "...Sanki onlar (dünyada) hiç kalmamışlardır; ancak bir aşiyye (güneşin ufukta batma süresi) yahut onun battıktan sonraki kalan aydınlık süresi kadar dünyada yaşamış olduklarını sanırlar" denir.
  • Bir ufak vardık ki artık
    Yalnız değiliz sevgilim.
    Gerçi gece uzun,
    Gece karanlık,
    Ama bütün korkulardan uzak.
    Bir sevdadır böyle yaşamak,
    Tek başına
    Ölüme bir soluk kala,
    Tek başına
    Zindanda yatarken bile,
    Asla yalnız kalmamak.
    Ahmed Arif
    Sayfa 20 - Metis Yayınları