Tutkuların sona ermesi, korku için bile bir deva sağlarmış: "Bir şey ummaz olursan, korkmaz da olursun."
...
Umudu korku izler. Bu iki duygunun birbirini izlemesine şaşma. İkisinin ruhu da kararsızdır, ikisi de geleceğin bekleyişi içinde endişelidir. İkisinin de en büyük nedeni, bugüne uymamamızdan, düşüncelerimizi hep ileriye atmamızdan ileri gelir. Bu yüzden insan türünün en büyük nimeti olan ileriyi görme niteliği, bir kötülüğe dönüşmüştür. Vahşi hayvanlar gördükleri tehlikelerden kaçarlar. Kaçıp kurtuldukları zaman da güven duygusu içindedirler artık. Oysa bize hem gelecek hem de geçmiş işkence eder. Elimizin altındaki birçok nimet zarar verir bize: Bellek, korkunun işkencesini geri getirir, öngörme onun önüne geçer. Hiç kimse sadece o günün sorunları yüzünden mutsuz değildir ki!
"Önünde yine kapanırsa kapılar, bitenin hayatın olmadığını, sadece hayatlarından ilki olduğunu, bir başkasının başlamak için sabırsızlandığını söyle kendine açıkça. Atlayıver hemen bir tekneye, koca bir şehir bekliyor seni. "
Bir seramik kırıldığında her çatlağa altın tozu yerleştirerek parçanın kırıldığı yeri öne çıkarır kintsugi sanatçısı. Kırılmalar ve onarımları, gizlenmek yerine ortaya konulur; böylece nesnenin hikayesinde merkezi bir yer edinir. O hatıranın açığa vurulması, onu yüceltir. Hasara uğramış ve hayatta kalmış olan şeyin daha değerli, daha mükemmel olduğu düşünülür.
Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şeyde değil, açıklayamadığı şeydedir. Bu yüzden onu anlamak istersen, söylediğine değil, söylemediğine kulak ver.