Kitabın yazarın kendisi tarafından tamamlanmadığı sayfalar ilerledikçe basitleşen cümlelerden az çok anlaşılabiliyor. Başlarda Clarissa’nın iç dünyası ne kadar detaylıysa sonlara doğru aktarılan olaylar dizisi bir o kadar yüzeyseldi.
Okurken Léonard’ın ansızın dönüşünün, ondan gelecek bir mektubun ya da en ufak bir haberin beklentisi içerisindeyken anladım ki asıl anlatılmak istenen savaşın iki tarafında ayrı kalmış aşıkların hikayesinden çok savaşın insan ruhunda sebep olduğu yıkımdı. Sırf babası dahil çevresi tarafından yargılanmaktan, namussuz ilan edilmekten, kabul görülmemekten çekindiği için istemediği bir hayata kendini mahkum eden temiz kalpli bir kadının günden güne sönen umuduyla savaşın bitmesini beklediği yılları okumak benim için oldukça keyifliydi. Clarissa’nın bir daha bir araya gelmeleri belki de imkansız olan kısa süreli aşkına olan sadakati bütün masumiyetiyle yansıtılmış. Çocuğunu korumak için yaptığı sahte evlilik tam olarak bir ihanet sayılmamasına rağmen kendi içinde büyük bir psikolojik savaş veriyor ve hissettiği suçluluk asla peşini bırakmıyor.
Savaşın beraberinde getirdikleri ve savaş karşıtlığı, cepheden uzak en iyi bu şekilde anlatılabilirdi diye düşünüyorum.