Marie Lu hakkında her zaman söylediğim tek bir şey vardır. Marie Lu, hataları olduğunu kabul eden ve kendini geliştiren bir yazar. Wildcard'da da bunu gayet rahat görebiliyoruz. Kadın bu kitapta seviye değil lig atlamış resmen.
Warcross'u Hideo'nun psikopat planı ve sıfırın şok edici (!) -tahmin edemeyen var mıydı?- gerçek kimliğinin eşliğinde bitirmiştik. Wildcard'da da hikayeye bıraktığımız yerden devam ediyor, Hideo'nun nasıl böyle bir psikopata dönüştüğünü anlamaya çalışırken bir yandan da Sasuke Tanaka'nın hikayesini öğreniyoruz. Tabii bir de dünyayı manyak Hideo'nun beyin yıkayan algoritmasından kurtarmaya çalışıyoruz ama Marie Lu bu konuyu kitabında nasıl ikincil element yaptıysa ben de bunu yorumda ikinci plana atacağım çünkü... Çünküsünü okuyunca anlayacaksınız.
Marie Lu, ters köşe yapmayı seven bir yazar ve bu kitapta da cidden çok iyi bir ters köşe var. Bir tane de 'olmasa da olurdu' ters köşesi var ama yani cidden şapkam olsa Marie'ye çıkartırdım çünkü cidden kadın kendini aşmış ve okuyucu nasıl en iyi şekilde şaşırtacağını ve hikayenin en önemli noktasını nasıl işleyeceğini çok iyi çalışmış. Teşekkür yazısında yazar, Wildcard'la ne kadar çok uğraştığından ve kitabın onu nasıl zorladığından falan bahsetmiş. Ben kendisini tebrik ediyorum çünkü kitabı okuduğunuzda bu uğraşılmışlık hissini alıyorsunuz. Sasuke'nin hikayesi asla baştan savma bir hikaye değil. Yüzünüze soğuk su çarpacak bir tanesinden.
Hideo hepinizin de bildiği gibi kitaptaki "kötü" karakterimizdi. Sanırım Marie Lu hariç herkes demem daha doğru olur çünkü kendisini bana Hideo ile ne yapacağından pek emim olamamış gibi geldi. Kitabın başında karakterlerimizin kesinlikle, hiçbir istisna olmaksızın karşı olduğu ve kendini kaybetmiş biri olarak yansıtılan Hideo, sonlara doğru "Yok ya, o da işte
10 yıldız 100 yıldız 1000 yıldız :)
Okuduğum en mükemmel ilk 5 seriye girdi bu kitap..
Warcrossu bitireli birkaç ay olmasına rağmen çok beklemediğim için mutluyum açıkcası.. Marie Lu gerçekten mükemmel bir yazar, kitap o kadae net zihinde canlanıyor ki, Nörolink evrenini yaşadım resmen.. 2 kitaplık bir seri olması tam kıvamında olmuş, ilk kitabın üzerine 2. Kitap zirve resmen.. Bu seriyi okuyun okutun, dilerim animesi, dizisi filmi herşeyi çıkar.. Mükemmeldi, harikuladeydi.. Alkışşşşlarrr Marie Lu'ya :))))
Ya nası ya?Yarım saattir aynı cümleyi söyleyip duruyorum.Şu Marie Lu ya bir IQ testi yaptırsınlar merak ettim kaç çıkacak.Birinci kitabı sevdiyseniz ikinci kitapta ÇILDIRACAKSINIZ!
İlk kitaptan nefret ettim ve dedim ki önceki kitabın hayrına şu seriyi okuyayım da bitsin. Hayatımda çok nadir bir seriyi bitirdiğimde pişman oldum ve o seri bu seri. Önceki kitabın sonundaki o şoktan sonra bir şok da burada yaşıyorsunuz ama o kadar basit ki. Yani mutlu son yazmak istemiş sonunu yazar ve eline yüzüne bulaştırmış.
Karakterler gelişme göstermiyor hala hepsi birbirinden gereksiz yazılmış olmak için yazılmış karakterler. Kitabın sonunda gerçekten ağır cezalar çekmesi gereken bir karakter hiçbir şey olmamış gibi affediliyor. Toplu katliamdan bahsediyoruz gerçekten mi affetmek?
Bazı noktalarda gelişme gördüm kurgu olarak beyin ve kişiliğin yapay zekaya depolanıp insanlığın ölümsüzlüğü üzerine yazılan kısım hoştu fakat bunu oyunlarda görmüş biri olarak (Cyberpunk 2077) şaşırdığım bir şey olmadı. Bu zaten bilindik bir konu evet, beni şaşırtması gereken kısım kurgudaki farklılık,değişik şaşırtıcı bir son belki karakterlerden birinin yaşayacağı korkunç bir olay vs bunun işlenişi bakın bunu yaptık olarak tek bir cümleyle anlatılınca bana yavan geldi o yüzden verdiğim puan sadece o kısımdaki plot twist için.
Seriyi kurtaran bence ikinci kitap oldu. Birinci kitabı alın içinden 10 sayfa çıkartıp ikinci kitaba ekleyin inanın hiçbir şey anlaşılmaz tek kitaplık olurmuş ne güzel.
YouTube kitap kanalımda Büşra Yılmaz'ı ve Ölüme Fısıldayan Adam kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: ytbe.one/mw9srhkgYL8
Ölmeden önce okunması gereken değil okumadan önce ölünmesi gereken kitaplar serisine "tabii ki de para vermedim yayınevi"nden devam ettiğim bu kitap beni yine aşırı paranormal başkası adına utanma alemlerine sürükledi.
İncelemeye başlamadan önce şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmemeniz açısından daha nitelikli kitaplar önerdim, o yüzden daha nitelikli kitaplarla tanışmak için yorumları mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Öncelikle kitabın isminden ve içeriğinden bahsetmem gerekirse Yunan mitolojisindeki ölüler dünyası tanrısı Hades, Mısır mitolojisindeki ölüm ile cenaze tanrısı Anubis ve başka bir ölüm meleği olan Azrail bile bu kitaba bir gün rastlasalardı ölüm tanrısı olmak yerine herhalde bereket, çiçek, böcek, yaşam tanrısı falan olmak isterlerdi diye düşünüyorum.
Kitaptaki başlangıç sahneleri o kadar inanılmaz derecede başarısız ki, bu kitabı okumak yerine Kemal Sunal ile Şevket Altuğ'un başrollüğünü yaptığı Tokatçı filmindeki Karbonat Erol'un keklenmesini izleseydim eminim daha çok zevk alırdım. Hatta bu kitabı okuduğum sırada aklımdan aynı şu şekilde bir diyalog geçtiğini de söyleyebilirim...
- Haça maça takiko, Ölüme Fısıldayan Adam'ı okumuşko?
- Ölüme Fısıldayan Adamko? Bokoto yemişişko.
Her şey bir tarafa bu kitabı oluşturmak için size bir tarif veriyorum... Leon filmindeki küçük kızı canlandıran Natalie Portman'ı alın ve Scorsese'nin Taksi Şoförü filmindeki yan karakterlerden birini canlandıran Harvey Keitel'ı alın, biraz da balık çorbası ve okyanus kokulu duş jelini karıştırarak bu tepkimenin sonucunda Ölüme Fısıldayan Adam kitabını siz de kendi