Kültürümüze en yakın iki olayı alalım. İslam toplumunda Mekke'nin Tefeci-Bezirgan kodamanları, ilkin Ebu-Süfyanlar, sonra oğulları Muaviyeler idi. Bunlar ülkücü "MUŞTULANMIŞ HALİFELER" (Hülefa'i Raşidin) iktidarını ele geçirmek istedikleri zaman ne yaptılar? Biliyoruz, Mekke kodamanları- nın çoğu "GÖNÜLLERİ UZLAŞTIRILMIŞ" (Müellifetül- kulup) denilen Müslümanlardı. Gönülleri neye uzlaştırılmıştı? Müslümanlığa. Nasıl uzlaştırılmıştı? Para ile. Yani, pratik gerçekçi olan Hazreti Muhammed, Mekke kenti içinde bir an önce birliği sağlamak istiyordu. Ancak, o birlikle cihan görevine daha çabuk girişebilirdi. Müslüman olmamakta inatla direnen Mekke mütegallibesinin paraya taptığını biliyordu. Onları para ile Müslüman etmişti. Ganimetten bu kodamanlara da bir pay ayırmayı Kur'ana kadar soktu.
Yeryüzünde Müslümanlık büyük başarılar kazanır kazanmaz, o parayla Müslüman olanların huyları depreşti. Bütün ganimetlerin ve fütuhatın üzerine oturabilmek için, yürekten gerçek Müslüman olan "Muştulanmış Halifeler"i (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali'yi) sona erdirmek istediler. Onların devrimci gelenekleri derin Müslüman demokrasisi idi. Mekke vurguncuları son "Muştulanmış Halife" Ali'nin kişiliğinde Müslüman demokrasisini kökünden kazımağa kalkıştılar. Ne ile? Gene Müslüman demokrasisinin temelinde yatan İlkel Sosyalizm Barbar gelenekleriyle. Önlerine çıkan son engel Halife (Peygamber vekili) Ali idi. Onunla, bahaneler bulup Siffiyn savaşmasına giriştiler. Mekke Tefeci-Bezirgan çocukları için, din iman, bir mintan, çıkar ve para idi. Onlara Müslüman olmaları için Kur'an hükmüyle sağlanmış bulunan parayı ikinci "Muştulanmış Halife" Ömer ortadan kaldırmıştı. Ali daha da ileriye gidebilirdi. Mekke vurguncuları İslam dini içinde seçimle iktidara gelen Cumhuriyet sistemini Antika müstebit krallığa