Geçmiş ile geleceğin birleştiği, zamanın olmadığı, yeryüzü ile gökyüzü arasında kalan bir ada. İnsanların mutlu bir şekilde yaşadığı ayrımcılığın, kinin, nefretin olmadığı bir yer. Ancak adaya gelenlerle yeni bir dönem başlıyor. Habil ile Kabil'in savaşı ve galip olan Kabil'in dönemi.
Yazar insanlığın temel sorunu olan ırkçılığı, kini, nefreti ve vandalizmi ritmik bir dille anlatan bir distopya gözler önüne seriyor. Kitabın sayfalarında yol alırken insan şunu düşünmeden edemiyor: farklı olana neden kötü gözle bakılıyor? Ve bu sorunun cevabını sizlere bırakıyorum.
İnsanlar yurtlarını bırakıp başka yerleri yurt edinmesinin temelinde ne var? Bence bu soruya yanıt vermeden "yurt" dediğimiz şeyin ne olduğunu bilmekte fayda var. Bazılarınız kelime anlamına bakacak ancak ben kelime anlamından biraz farklı bir anlam çıkaracağım. En temel haliyle "yurt" dediğimiz şey insanın huzur bulduğu yerdir. Ancak baktığımızda insanlar bunu sadece bir toprak parçası olarak görüp mutsuz olsa bile bu toprağı başkası almaması için ölümü göze alıyor. Yazarın şu güzel cümlesi aslında her şeyi özetliyor; "...dünya sisteminin doğası farklılıkların birlikte yaşaması ile kusursuz bir hâl alır."
İnsanlar bu farklılığı tehdit olarak gördükçe insanlığın bir adım yol aldığını düşünmek hayalperest olmak demektir.