R.

Birçok kişi, topluma ayak uydurma gereksiniminin farkına bile varmaz. Bunlar, kendi özgür düşüncelerini ve eğilimlerini gerçekleştirdikleri, bireyci oldukları ve düşüncelerine kendi başlarına düşünerek ulaştıkları -ve çoğunluğun düşünceleriyle kendi düşüncelerinin aynı olmasının tamamen bir rastlantı olduğu- düşüyle yaşarlar. Herkesle fikir birliği içinde olması "kendi" düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamasına yardım eder. Gene de içlerinde hâlâ az da olsa farklı olma gereksinimi duyarlar. Bu isteği, yarattıkları ufak tefek farklılıklarla açığa çıkarırlar. Çanta ya da kazağa taktıkları isimlerinin baş harfleri, banka veznesindeki isim plaketleri, Cumhuriyetçilere karşı çıkarken Demokratları tutma, Shriner'lar yerine Elk'lere yandaş olma, kişisel farklılıklarının göstergeleri haline gelir. Reklamlardaki "bu farklıdır" sloganı gerçekte tükenmiş olan bu acıklı farklı olma isteğinin göstergesidir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bebekte "BEN"lik henüz çok az gelişmiştir. O, hâlâ kendisini annesiyle bütün hisseder. Anne var olduğu sürece ayrı olma duygusuna kapılmaz. Bebeğin yalnızlık duygusu, annesinin göğüsleri, teni gibi annenin nesnel varlığı ile giderilir. Çocuğun yalnızlık ve etkinlik duyguları biraz gelişince, annenin fiziki varlığı artık yetersiz kalır ve böylece yalnızlığı başka yollarla alt etme gereksinimi doğar. Benzer biçimde, insan soyu da bebekliğinde kendini doğa ile bir bütün olarak hissediyordu. Toprak, hayvanlar, bitkiler insanın dünyası idi henüz. Kendisini hayvanlarla bir tutuyor ve bunu hayvan maskeleri takarak, hayvanlara ya da hayvan totemlerine taparak belirtiyordu. İnsan soyu, bu ilkel bağlardan kurtuldukça kendini doğal dünyadan da ayırdı ve yalnızlıktan kurtulmanın yeni yollarını arama gereksinimi içinde büyümeye başladı. Bu eğilimin üstesinden gelmenin yollarından biri, herhangi bir dinsel ayinle kendinden geçiş anıdır. Bazen bunlar, uyuşturucular yardımıyla kendi kendini etkileyerek kendinden geçiş (trans) biçimi olabilir. Birçok ilkel kabile ayini, bu tür çözümün canlı örneklerini oluşturur. Bu sürekliliği olmayan kendinden geçiş anında dış dünya ve ondan doğan ayrı olma duygusu yiter.
Sayfa 32
İnsan ve Hayat
Rindlerin Akşamı
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç; Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç! Cihâna bir daha gelmek hayal edilse bile, Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle. Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan Geçince başlıyacak bitmiyen sükûnlu gece. Gurûba karşı bu son bahçelerde, keyfince, Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül! Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.
Sayfa 53
Şiir
Gezinti
Kandilli'den Çubuklu'ya çıktık gezintiye; Yalnız kürek sadâsı gelen bir kayıktayız. Bizler mi vakti hoşça geçirmekteyiz bugün? Şüphem budur: Vakit mi geçirmektedir bizi? Zihnim neden kapıldı bu sonsuz düşünceye? Bir yanda boşluğunda hudûd olmıyan semâ; Bir yanda dâimâ uzayıp bitmiyen zaman. İnsan tezâd içinde fikirler mırıldanır. Ba'zan çöküntüler, kırışıklardan ürkeriz, Ba'zan da neş'esizce: "Vakit geçmiyor" deriz. Silkin ve sâkin ol! dedim, âvâre gönlüme, Artık kederli hisleri bir bir içinden at! Eylül ferahlığında giderken Çubuklu'ya, Geçmiş, geçen veyâ gelecek vakti duymadan, Aheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın!
Sayfa 58
Şiir
Yavuz Sultan Selim çok asabîydi. Bilhassa yalana tahammül edemezdi. Esasen bu genel bir kuraldır. Bir sadrazamın hükümdarına yalan söylediği anlaşıldığı anda boynu giderdi. Yalan, devlet hayatı ve güvenliği için en tehlikeli huy sayılırdı ve bir devlet adamında affedilemez suçtu. Galiba istisnası pek azdır, ölümden kurtulan sayılıdır. İçlerinde son derece munis olanları vardır, ama galiba bu hanedanın umumî özelliği meziyet ile başarıyı devlet açısından düşünmek, düşündüğünü hemen söylememek. ketum olmaktır. Yavuz Sultan Selim gibi fevrileri dahi hissiyatını gizlemekte, tenzil etmekte, hiddet bakışını şiddetli bir şekilde belirtmektedir