R.

Devşirme Sistemi
İhtiyaca göre sadece Balkanlar'dan değil bazen Orta Anadolu'dan da çocuklar devşirilmiştir. Mimar Koca Sinan'ın bu çevreden hassa mimarlar ocağı için devşirildiği bilinmektedir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
mimar sinan
Türk mimarîsi bu dönemde yerel özelliklerinden merkezîleşmeye doğru gitmektedir. Mesela Büyük Fatih'in döneminde yapılmış bugünkü Yunanistan'da, Morada, Atina veya Yanya'daki bir camide henüz geç paleolog dediğimiz son devir Bizans'ın etkileri görülür. Hatta başkentte bile böyle eserler vardır; ama on altıncı yüzyılda âdeta bir merkezî bakanlıkta, sanki Bayındırlık Bakanlığı'nda standart tersimle çıkan projeler gibi, Bosna'dan Halep'e, hatta Mısır'a kadar belirgin üslûba sahip medreselerin, camilerin, çeşmelerin ortaya çıktığı görülür. İşte bu merkezîleşmede bir dâhinin çok büyük rolü vardır; Mimar Koca Sinan Ağa. ... Mimar Sinan imparatorluk coğrafyasına, imparatorluğun sanatına kendi üslûbunu ve merkezi Osmanlı havasını veren dahidir.
Kılıç Alayı
...bir başka önemli tören de Kılıç Alayı idi. Eyüp'ten kılıç kuşanmış padişahın şehre makamına doğru yürüyüşünü düşününüz. Son güne kadar bu gerçekten çok dikkati çeken bir törendi. O kadar ki bunun kutsiyeti sadece bu toplumda değil bütün dünyada tanınmak zorunda kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı içinde son padişah tahta çıktığı ve cülus törenini yaptığı gün kılıç kuşanmıştır. O zaman İngilizler şehri bombardıman altına almıştı. Çiviler ve elle bomba atıyorlardı. Alay Eyüp'ten yürümekteydi. Sultan VI. Mehmed Vahideddin, "Bugün şehir bombalanmaz" demişti. Hakikaten o gün bomba atılmadı. Çünkü bu bir protokoldü ve harb eden devlet dahi olsa Osmanlı İmparatorluğu büyük devletlerden biriydi. Düşman cephesi, onun hükümdarına da tahtına da saygı göstermekteydi. İstanbul'daki törenler, emperyal protokol bütün şark dünyasının bir manzumesidir.
1940'ların sonunda, Avrupa'daki bir rektörler toplantısına katılan o zamanki İstanbul Üniversitesi Rektörü merhum hocamız Sıddık Sami Onar, "En eski üniversite benim. Onu ben temsil ediyorum; dolayısıyla protokoldeki yerim de öncelikli olacaktır" demiştir. Tabii daha Theodosius devrinden beri gerçek anlamda üniversiteye sahip bu şehre de Sorbonne, Prag ve Cambridge'ler öncelik vermek durumunda kalmışlardır.
Altıncı asır ortasında Miletli ve Aydınlı (Tralles) iki mimar, Anthemios ve İsidor yanan bir kilisenin yerine bugün bildiğimiz İlahi Hikmet anlamına gelen Ayasofya'yı, bu büyük mabedi inşa ettiler. Vakıa, bu mabet belki, 16. asırda Sinan'ın önemli destek ve yenilemesi olmasa günümüze zor uzanırdı. Ama beşeriyet ilk defa kubbeyi sütunlar ve kemerler üzerine bina etmeyi becerdi ve bırakın başka milletleri, Bizans halkının, Romalıların kendileri dahi bunu bir daha geliştiremediler. 16. ve 17. asırda Osmanlı başkentini süsleyen büyük mabetlerin yapımına kadar sütunlar ve kubbeler üzerinde yükselen geniş ana kubbesiyle Ayasofya ihtişamını rakipsiz bir şekilde sürdürdü.