Psikanalitik psikoterapinin varsayımlarından bir tanesi, çocukluk acılarımızı tekrarlayıp durduğumuzdur. Freud buna "tekrarlama zorlantısı" adını vermiştir. Alkolik bir kişinin çocuğu bir alkolikle evlenir. Taciz edilen çocuk ya bunu tekrar eden biri ile evlenir ya da kendisi istismar eden bir yetişkin olur. Cinsel olarak kötüye kullanılmış çocuk, bir fahişe olabilir. Aşırı kontrol edilen çocuk diğerlerinin onu kontrol etmesine izin verir.Bu çok çarpıcı bir durumdur. Niçin bunu yapıyoruz? Niçin çektiğimiz acıyı uzatmaya devam ediyoruz? Niçin daha iyi hayatlar kurup bu kalıpları kırmıyoruz? Neredeyse herkes çocukluklarından gelen bu olumsuz kalıpları kendi kendini yenik düşüren biçimde tekrar eder. Bu, terapistlerin neredeyse her seansta ikna oldukları garip bir gerçektir. Her nasılsa, yetişkin yaşantımızda, çocukluğumuzda bu kadar yıkıcı olanlara benzer durumlar yaratmaya devam ederiz. Şema, bütün bu kalıpları yeniden yaratma yöntemlerimizin tümüdür.
Şema terimi, bilişsel psikolojiden gelir. Şemalar, yaşamın erken yıllarında öğrendiğimiz kendimiz ve dünya hakkındaki katı inançlarımızdır. Kendilik anlayışımızın merkezinde yer alırlar. Şemaya olan inancımızdan vazgeçmek, kim olduğumuzu ve dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmenin verdiği güvenden de vazgeçmek demektir. Bu nedenle canımızı acıtsa bile ona yapışırız. Bu erken inançlar bize bir öngörü ve kontrol hissi sağlarlar; rahat ve tanıdıktırlar. Garip bir şekilde kendimizi evimizde hissettirirler. Bu yüzden bilişsel psikologlar şemaların değiştirilmesinin bu kadar zor olduğuna inanırlar.