R.

"Korku kültüründe kendini korkulan, güçlü durumda gören ben bilincindeki kişi, dediğim dedik, öttürdüğüm düdük, bilinci içindedir. Hiç kimseye sormadan aklına estiği gibi yapar. Kendisini eleştirenlere tahammülü yoktur, eleştiriyi kendine yönelmiş bir saldırı olarak görür. Fakir olmak onun için güçsüz olmak demektir ve affedilmeyecek, hiç acınmayacak bir durumdur. Acırsan acınacak hale gelirsin, ilkesini benimsemiştir. Fakiri, güçsüzü gözünü kırpmadan ezer geçer. O her şeyi bilir. Sadece kendi gücüne güç katacak bilgiye değer verir, bilginin kendi başına bir değeri yoktur. Kendini geliştirmek, anlamlı ve coşkulu bir yaşam gibi sözler anlamsız 'laf'tır. İlişkide kendinin güçlü olduğunu bilir, ama güçsüze biraz yüz verirse hemen tepesine bineceklerini düşünür ve o nedenle onları asık surat ve öfkeyle uzakta tutar. Kimseye hesap vermek zorunda olmadığı için keyfidir. Yüzde yüz itaat bekler ve itaat etmeyenlere karşı zalimdir. İtaat onun için de kutsal bir değerdir ve güçsüz güçlüye koşulsuz itaat etmelidir. Kendi yaşamını keyfince yönetir ve başkalarının yaşamını yönetirken onlardan sorumluluk almaz. Çobandır ama sürüye zarar gelmesinden sorumluluk almaz, kimseye hesap vermez. Kendisinden korkan eşi, çocukları ya da çalışanları olmazsa hayatının anlamsız olduğunu düşünür ve mutsuz olur. Mutlaka ondan korkacak birilerinin olması gerekir, aksi halde ne yapacağını bilemez, zıvanadan çıkar.
Sayfa 260
İnsan ve Hayat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Korku kültüründe korkutulan, kendini güçsüz durumda gören sen bilincindeki kişi, öğrenilmiş acizlik içindedir. Yapabileceği tek şeyin durumdan şikâyet etmek oldu- ğuna inanmıştır. O nedenle sürekli yakınır ama sorunları çözmek için hiçbir şey yapmaz. Çaresizliğinden dolayı fakir olmayı, kaderi ve olumlu bir değer olarak görür; 'iyi insan' zengin olamaz, zengin olmayı istemek bile kötüdür. Cahil olmaktan hiç sıkılmaz ve sürekli kendini geliştirmek isteyenlerin derdinin ne olduğunu da bir türlü anlayamaz. Güçsüz olmayı kabul etmiştir ama sürekli bekleyiş halindedir, bir gün kader ona da güler ve kendisini güçlü durumda bulursa, o zaman kendine yapılmış olan tüm gaddarlıkların ve sevgisizliklerin intikamını alacağını bilmekte ve kinini canlı tutarak sabırla beklemektedir. İtaat onun için kutsal bir değerdir ve güçlü gördüğü, korktuğu büyüklerinin gözüne girmek için her şeyi yapabilir. Onun için doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, büyüklerin dediğini yapmak ya da yapmamak vardır. Kendi yaşamını yönetmekten aciz olduğu için kendi yaşamından sorumluluk almaz. Nasıl ki bir koyunun bir sürüye ve sürünün de bir çobana ihtiyacı varsa, onun da kendi gibi düşünen ve inanan bir gruba ve o grubu yönetecek güçlü bir yöneticiye ihtiyacı vardır. Hayatında mutlaka korkulacak birinin olması gerekir, aksi halde ne yapacağını bilemez, zıvanadan çıkar.
Sayfa 259
"Şimdi bu boyutlardan Hakan'a bakalım. Bu çocuk çok heyecan duyduğu bir olaya, 'büyük geminin geçmesine tanık oldu. Çok heyecan duyduğu bu olayı paylaşmak istedi. Çünkü paylaşılamayan bir olayın anlamının olamayacağını sezgisel olarak biliyordu. Heyecan duyduğu ama paylaşamadığı olaylar, insana vük olur ve acı verir. Hakan o nedenle paylaşmak istedi. Küçük Hakan'ın hayatı o paylaşımla anlam kazanacaktı, can kendisini ait ve önemli hissedecekti. "Heyecanlanmış olmak ve bu duyguyu paylaşmak istemek kötü bir şey değildi, ama babasının tavrından dolayı kötü bir şey yapmış gibi hissetti; kendini o ortama ait ve önemli hissetmedi. Orada heyecanlanmış olmak 'tuhaflık' oldu, 'salaklık' oldu, 'aklı ermezlik' oldu. Hakan, kendisini değersiz hissetti ve sevilmeye layık görülmedi. Orada Hakan'ın ruhu incindi. "Timur Bey, bir insanın ruhunun incinmesi acı bir şeydir. Çünkü kırılan, incinen ruhun tamir edilmesi zordur. Hele çocukluk yaşlarında. Bu tür olayların yaşanması sonucu utanca boğulmuş iç çocuk oluşmaya başlıyor. Utanca boğulmuş iç çocuğu olan kişi büyüse de hiçbir zaman gerçek bir yetişkin olamıyor; 'mış gibi' bir yetişkin oluyor. Utanca boğulmuş iç çocuk ve 'mış gibi' yetişkin kavramları hasta toplumlara özgü kavramlar ve tanıklığın ne kadar önemli olduğunu gösteriyorlar. Analar, babalar, öğretmenler, diğer büyükler farkında olmadan çocuğun dünyasına eksik tanıklıklar yapıyorlar ve yıllar yılı etkisi sürecek olumsuz bir iz, bir yara bırakıyorlar.
Sayfa 253
İnsan ve Hayat
Eğer yaşamınızın tanığı yoksa psikolojik olarak, can olarak, siz var olamazsınız; bedenen var olursunuz, ama psikolojik olarak var olamazsınız.
Sayfa 253
İnsan ve Hayat
Bülbülü altın kafese koysalar da o 'ah vatanım' demişti. İnsanın çocukluğu anavatanıydı, o çalınırsa, altın kafes içinde yaşanılan meslek yaşamının, aile yaşamının, toplumsal yaşamın hiçbir anlamı yoktu.
Sayfa 239
İnsan ve Hayat