R.

Nitekim bundan sonraki Osmanlı hedefini, Ümit Burnu'nu dolaşıp Hindistan'a ulaşan, Kızıldeniz, Arap Yarımadası'nı tehdit altında tutan Portekizlilere karşı âciz duruma düşmüş, iktisadi önemi çok büyük, Mısır ve civarına hakim Memlükler teşkil etti. Osmanlılar girişmeyi düşündükleri bu seferin meşru zeminini yine İslâmı her türlü tehditten koruma görevlerine yüklediler. Portekiz tehdidine karşı İslâmın mukaddes yerlerini koruyamayan, halka zulme müsaade eden bir müslüman idarenin ortadan kaldırılması şer'i hukuka uygun bir hareket olarak yorumlandı ve ilan edildi. Böylece girişilen sefer sonucu önce Mercidabık'ta (1516), sonra da Ridaniye'de (1517) yapılan iki savaşla Memlükler tarih sahnesinden silindi.
Sayfa 25
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
XVI. yüzyıl başlarından itibaren Sünniliği bir devlet siyaseti haline getirme eğilimi güçlenen Osmanlılar için doğuda baş gösteren ve Anadolu'nun emniyetini sarsan Safevi Şahı İsmail'in faaliyetleri, bir an önce halledilmesi gereken meseleyi oluşturuyordu. Bu aynı zamanda mezhebi boyutu da öne çıkardı, siyasi-dinî bir çatışma alanına dönüştürüldü. Geniş ölçüde Anadolu'daki Türkmen boylarının vücut verdiği Safevilerin yeni bir siyasi-dinî ideolojiyle ortaya çıkıp, Osmanlı-Sünni idaresine alternatif bir yönetim vaat eden propagandası, Anadolu'daki Türkmen grupları üzerinde, çeşitli sosyal ve ekonomik faktörlerin de etkisiyle çok müessir oldu. 1500'lü yıllardan itibaren Anadolu'yu adeta yangın yerine çeviren görünürde dinî bir mahiyet arzeden karışıklıklar ve hareketlenmeler, Osmanlıların "Şark meselesi'ne öncelik kazandırdığı gibi onların genel dinî temayüllerinde de dikkat çekici bir değişim/ dönüşüme yol açtı. Safevilere karşı dinî zeminde oluşturulan argümanlar bütün ayrıntılarıyla açık ve net şekilde sert ifadelerle ortaya kondu. Yapılacak askeri harekât ise, "mülhid ve zındıklara cihat" olarak ilan edildi, hatta gazadan evlâ görüldü.
Sayfa 24
Tarih
Her şeyden bihaber olan gönlümden figan Sitemkâr olan ruhumdan figan Bu dünyanın işi bensiz veya benle de hep aynı Ben neden geldim bu dünyaya, işim ne ki, figan
Sayfa 163
Edebiyat
"Korku kültüründe kendini korkulan, güçlü durumda gören ben bilincindeki kişi, dediğim dedik, öttürdüğüm düdük, bilinci içindedir. Hiç kimseye sormadan aklına estiği gibi yapar. Kendisini eleştirenlere tahammülü yoktur, eleştiriyi kendine yönelmiş bir saldırı olarak görür. Fakir olmak onun için güçsüz olmak demektir ve affedilmeyecek, hiç acınmayacak bir durumdur. Acırsan acınacak hale gelirsin, ilkesini benimsemiştir. Fakiri, güçsüzü gözünü kırpmadan ezer geçer. O her şeyi bilir. Sadece kendi gücüne güç katacak bilgiye değer verir, bilginin kendi başına bir değeri yoktur. Kendini geliştirmek, anlamlı ve coşkulu bir yaşam gibi sözler anlamsız 'laf'tır. İlişkide kendinin güçlü olduğunu bilir, ama güçsüze biraz yüz verirse hemen tepesine bineceklerini düşünür ve o nedenle onları asık surat ve öfkeyle uzakta tutar. Kimseye hesap vermek zorunda olmadığı için keyfidir. Yüzde yüz itaat bekler ve itaat etmeyenlere karşı zalimdir. İtaat onun için de kutsal bir değerdir ve güçsüz güçlüye koşulsuz itaat etmelidir. Kendi yaşamını keyfince yönetir ve başkalarının yaşamını yönetirken onlardan sorumluluk almaz. Çobandır ama sürüye zarar gelmesinden sorumluluk almaz, kimseye hesap vermez. Kendisinden korkan eşi, çocukları ya da çalışanları olmazsa hayatının anlamsız olduğunu düşünür ve mutsuz olur. Mutlaka ondan korkacak birilerinin olması gerekir, aksi halde ne yapacağını bilemez, zıvanadan çıkar.
Sayfa 260
İnsan ve Hayat
Korku kültüründe korkutulan, kendini güçsüz durumda gören sen bilincindeki kişi, öğrenilmiş acizlik içindedir. Yapabileceği tek şeyin durumdan şikâyet etmek oldu- ğuna inanmıştır. O nedenle sürekli yakınır ama sorunları çözmek için hiçbir şey yapmaz. Çaresizliğinden dolayı fakir olmayı, kaderi ve olumlu bir değer olarak görür; 'iyi insan' zengin olamaz, zengin olmayı istemek bile kötüdür. Cahil olmaktan hiç sıkılmaz ve sürekli kendini geliştirmek isteyenlerin derdinin ne olduğunu da bir türlü anlayamaz. Güçsüz olmayı kabul etmiştir ama sürekli bekleyiş halindedir, bir gün kader ona da güler ve kendisini güçlü durumda bulursa, o zaman kendine yapılmış olan tüm gaddarlıkların ve sevgisizliklerin intikamını alacağını bilmekte ve kinini canlı tutarak sabırla beklemektedir. İtaat onun için kutsal bir değerdir ve güçlü gördüğü, korktuğu büyüklerinin gözüne girmek için her şeyi yapabilir. Onun için doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, büyüklerin dediğini yapmak ya da yapmamak vardır. Kendi yaşamını yönetmekten aciz olduğu için kendi yaşamından sorumluluk almaz. Nasıl ki bir koyunun bir sürüye ve sürünün de bir çobana ihtiyacı varsa, onun da kendi gibi düşünen ve inanan bir gruba ve o grubu yönetecek güçlü bir yöneticiye ihtiyacı vardır. Hayatında mutlaka korkulacak birinin olması gerekir, aksi halde ne yapacağını bilemez, zıvanadan çıkar.
Sayfa 259