En çok da kendime yabancıyım, ben Muzeyyen. Bu yüzden hayata sıkı sıkı bağlanmamı bekleme. Beklentinin ipi çok ince, Müzeyyen; çabuk kopar, kopunca düşen çocuk olurum. Dizi kanadığı için değil, yere düştüğü için ağlar çocuk. Çocuğun ağlaması hiçbir şeyi değiştirmez, değişmeyen şeyler ise çocuğu çok değiştirir.
Farkındayım; hayat böyle sürmez, Müzeyyen. Ama benim farkındalıklarımın yanında hep bir hüzün olur, bu yüzden içinde olduğum her olayın alt metni biraz trajikomiktir.
Müzeyyen, kendimi bazen tanıyamıyorum. Tanıdığım yanlarım çok az, hayatın yardımını da kabul etmiyorum. Bazen bir olayın içinde olurum, daha önce tanımadığım bir yanım çıkar karşıma, “Ne zaman gideceksin?” der gibi onu karşılarım. Ama bu tesadüfi bir karşılaşma değil, bilmeden onu yıllarca beslemişim. Kalıcı olarak dibime yerleşmiş, bir daha ne zaman çıkacağını bilmeden yaşamaya çalışıyorum.
Hayatın bana bir rol biçmesine izin vermedim, Müzeyyen. Bazen yanılmış mıyım diye düşünüyorum. Çünkü kendime bir rol biçemedim, zamanla aram açıldı kendimle. Şimdi ne yapsam bu yabancılık geçmiyor, Müzeyyen. Çünkü ne yapsam hiçbir şey değişmiyor; değişmeyen şeyler ise beni çok değiştiriyor.