Birikti kalıntılarım. Diriliş mecralarım. Kurgu atölyelerim. Yorgun düşlerim.
İç çekişlerim. Kalabalığım. İçindeki kendimi arayışlarım.
İçimdeki seslerim. Sözlerim. Yaldızlarım. Sokaklarında gezindiğim fısıltılarım.
Yoruldu ve ağırlaştı tüm uysal hücrelerim.
Zamanla.
Tek bir hücrem kaldı modern mahallemde bana ait. Hepsi ona ait.
Hamd O’na ait.
Varoluş söz ses yıldız sokak hücreler bana ait.
Hayret şükür..
Hamd O’na ait.
Yorgunluğumun iç çekişindeki tek diri ve canlı şükür O’na ait.
Başlangıcım sonum yolculuğum özüm sözüm O’na ait.
Kayboluşum O’na ait.
Söylencesiz biri “aslında köklerinden kopmuştur. Ne geçmişle ne onunla birlikte yaşamaya devam eden soyuyla ne de içinde bulunduğu insan topluluğu ike gerçek bir bağı vardır.
Ne yüce duyguların gölgesinde hisler ezdik.
Hisleri ezdik titreyen ışığın gölgesi altında.
Ezildik, parçalandık, bölüşemedik göğü.
Bölüşemedik ekmeği, bölüşemedik toprağı.
Aşk kaldı düğümlendi boğazlarda, yutkunamadık.
Kurban ettik pervasızca ölecek ellerin diyarında.
Aşk tam da keşkeler sokağında üşümek demekti.
Ah’lar saatinde geceleyin karanlığı solumaktı.
Derince, korkarak ve sessizce dualar ederdi.
Olmadı, sesler karışmadı, çarpışmadı omuzlar.
Hiç yokmuş gibi gömüldü kendine dahi itiraf edemeden.
Aşk abdest almak demekti.
Farzı yerine getirememek minvalinde abdest şarttı.
Varoluş için aşk şarttı.
Ama biz onu bile gömdük.
Göğe gömdük, toprağa sardık.
Dünyanın sıkışmasına, dengelerin bozulmasına izin verdik.
Gömdük ki bu hale geldik.