Rüheyma Aktekin

Rüheyma Aktekin
@Ruheyma
Lisans
11 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Beş Sevim Apartmanı Üzerine – Spoiler İçerir
10/10
·128 syf.··
2025 15. kitabı
Mine Söğüt’ü ilk kez bu kitapla tanıdım… Ama daha ilk sayfalarda anladım ki, bu yalnızca bir “ilk roman” değil; bir ruhun, bir hafızanın, bir itirazın ilk kapısı. Beş Sevim Apartmanı’nı okurken kendimi tuhaf bir yerde buldum. Gerçeğin kenarında… Karanlıkla aydınlığın tam ortasında… İnsanların görünmeyen acılarının sessizce dolaştığı bir boşlukta. Sonra yazarın bir röportajını dinledim: “Gerçeğimiz batıldan besleniyor” diyordu. Ve gerçekten de öyleydi. Romanın mistik görünen yüzeyi, hayatın en çıplak hakikatlerine değiyordu aslında. Dışlananlara, aforoz edilenlere, “uğursuz” damgası yiyenlere… Toplumun görmezden geldiği bütün kırılganlıklara… Mine Söğüt hiçbir şey dayatmıyor. Ne düşünmemiz gerektiğini söylemiyor. Cümlelerini yumuşak bir sis gibi bırakıyor içimize, ve biz o sisin içinde kendi gölgemizle karşılaşıyoruz. Roman ilerledikçe her bölüm bir cam parçası gibi elime battı. Kırık bir aynadan kendime bakar gibi hissettim. Yüzler tamamlanmıyordu, hikayeler kapanmıyordu, ama o boşlukların arasında bir hakikat gezinip duruyordu. Ve sonra… Yangın. Beş kişinin yaşadığını sandığımız apartmandan tek bir beden çıkarıldı. O an bir sessizlik çöktü içime. Belki de o beş kişi hiç var olmamıştı. Belki hepsi, doktor Samim’in parçalanmış ruhunun yankılarıydı.
Beş Sevim ApartmanıMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 20199,1bin okunma
Reklam
7/10
·249 syf.··
2025 13. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 17:39
Gerçek ,dünyadan kaçış değil; aslında ona tutulmuş bir aynaydı… Thomas More’un Utopia’sını okurken, kitabın sadece bir ada tasviri olmadığını; yazarın kendi iç muhasebesi olduğunu hissettim. More sıradan bir yazar değil; dönemin en önemli devlet adamlarından, aynı zamanda inançlarına sadakati nedeniyle idam edilmiş bir düşünür. Yani bu kitap, yalnızca hayal gücünün ürünü değil; bir vicdanın çığlığı. Thomas More, İngiltere’de adaletin para karşılığı satıldığı, halkın topraklarından sürüldüğü, dinin siyasi bir araç haline geldiği bir dönemde yaşıyordu. Utopia’yı yazarken aslında “Dünya böyle olmamalı” demek istedi ama bunu doğrudan söyleyemeyeceği için hayali bir ada kurdu. Bu yüzden kitap, dışarıdan ütopya gibi görünse de içinde çok güçlü bir siyasi ve ahlaki eleştiri barındırıyor. More’un kendi hayatında da bu çatışmayı görüyoruz: Devlete bağlı ama adaletsizliğe karşı, dine sadık ama din kisvesi altındaki yozlaşmayı reddediyor. Belki de bu yüzden Utopia, sadece hayal değil; More’un özlemi, vicdanı ve cesareti. Kitaptaki düzen bir yandan kusursuz gibi görünürken, diğer yandan insana şunu düşündürüyor: Eğer bu düzen kusursuzsa, neden rahatsızlık hissediyorum? İşte bu rahatsızlık, Thomas More’un insan doğasına dair zekice bıraktığı imzadır. Utopia bana şunu hissettirdi: Thomas More bir hayal anlatmıyor; “Eğer biz değişmezsek, hiçbir sistem bizi kurtaramaz” diyor. Kitabı bitirdiğimde yalnızca bir ütopya okumuş olmadım, aynı zamanda yazarın bir insan, bir devlet adamı ve bir vicdan sahibi olarak verdiği mücadeleye de tanıklık ettim. Belki de Utopia, varılacak bir yer değil; ulaşmak için insanın önce kendini dönüştürmesi gereken bir bilinç halidir. Ne dersiniz?
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,6bin okunma
10/10
·152 syf.··
2025 11. kitabı
Bu kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir soru kaldı: “Peki ya ben?” Günlük hayatımda fark etmeden sürüklendiğim dopamin döngülerini görmemi sağladı. Sosyal medyadan gelen bildirimler, tatlı krizleri, ekran başında geçen saatler.Hepsi aslında beynimin bana oynadığı küçük oyunlarmış. Yazar konuyu öyle anlaşılır bir şekilde ele almış ki, bilimsel bilgiler bile okurken sıkmıyor. En güzel yanı ise sizi yargılamaması. “Yanlış yapıyorsun” demek yerine, davranışlarımızın arkasındaki sebepleri gösteriyor ve çıkış yollarını işaret ediyor. Ufak molalar vermek, hazla aramıza mesafe koymak gibi çok pratik öneriler var. Bazı yerlerde terimler biraz yoğun geldi ama açıklamalarla toparlanıyor. Yine de kitabın sonunda kendime daha farklı bir gözle bakmaya başladım. Hangi alışkanlıklarım bana gerçekten iyi geliyor, hangileri sadece kısa süreli bir dopamin etkisi yaratıyor? Bu soruları sormama vesile oldu. Kısacası; beyni, alışkanlıkları ve modern çağın bizi sürüklediği hazzı daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
10/10
·272 syf.··
2025 10. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2025 17:18
Aziz Nesin’i okurken hep gülümserim ama o gülümsemenin ardında sert bir gerçeklik vardır. Zübük de tam öyle bir roman. Okurken kahkahalar atsam da her sayfada “bizim memlekette bunlardan çok var” dedim. İbrahim Zübükzade tanımadığımız bir tip değil; çevremizde, siyasette, gündelik hayatta sık sık karşımıza çıkıyor. Yalancı, menfaatçi, çıkarcı… Nesin onları öyle ustalıkla anlatmış ki, bazen gülerek, bazen de öfkeyle okudum. Ama beni asıl düşündüren şey Zübük’ün kurnazlığı değil, halkın defalarca aynı tuzağa düşmesi oldu. Çünkü sorun tek başına Zübük’te değil; ona kanmaya, ona yetki vermeye, sonra da pişman olmaya devam eden bizlerde. Aziz Nesin sanki “siz değişmedikçe zübükler de bitmeyecek” diyor. Roman yıllar önce yazılmış ama hala güncel. Bu da gösteriyor ki Zübük’ün hikayesi sadece bir kurgudan ibaret değil; biz değişmedikçe bu hikâye sürüp gidecek.Bundan yüz yıl sonra bile bu kitabı okuyanlar, düzen değişmedikçe kendi dönemlerinin Zübüklerini bu satırlarda bulmaya devam edecek.
ZübükAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20128,3bin okunma
6/10
·524 syf.··
2025 8. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2025 10:11
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanını edebi açıdan başarılı bulsam da, beni çok etkileyen bir eser olmadı. Romanın dili oldukça özenli ve yazarın anlatımı güçlüydü. Ancak hikâye bana fazla uzatılmış geldi; bazı bölümler gereksiz yere detaylıydı ve bu durum okuma sürecimi zaman zaman zorlaştırdı. Hatta "offf yeter artık" dediğim anlar çoğunluktaydı. Kemal karakterine karşı okurken ciddi bir antipati geliştirdim. Ve hatta nefret ettim. Onun Füsun’a olan takıntılı hali, beni rahatsız etti ve karakterle empati kurmamı engelledi. İki kadının hayatını mahveden hastalıklı bir insan profiliydi Kemal benim için. Buna rağmen, yazarın müze fikrini çok yaratıcı ve etkileyici buldum. Nesneler üzerinden anıların anlatılması oldukça farklı bir yaklaşım olmuş. Ayrıca Orhan Pamuk’un romanın içine kendini dahil etmesi, anlatımı daha gerçekçi ve özgün hale getirmiş. Bu tercihi beğendim ve romana ayrı bir boyut kattığını düşündüm. Genel olarak bakıldığında, bazı yönleriyle takdir ettiğim ama kişisel olarak çok bağ kuramadığım bir roman oldu. Kitabı edinen okura iyi okumalar diliyorum.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma