Kendini insanların nefretinden koruyamadığını, bu nefretin onun kötü biri olmasından değil (o zaman daha iyi olmaya çalışırdı), utanç verici ve iğrenç bir şekilde mutsuz olmasından kaynaklandığını hissediyordu.
Eskiden onu akıllı bir adam olarak görmem söylendiğinde bakıyordum da, onun aklını göremediğim için kendimi aptal buluyordum; ama o aptaldır der demez, ama fısıltıyla tabii, her şey öylesine aydınlandı ki, doğru değil mi?
“Hayır, bizi bırakıp gitmeyeceksin, başka birisi olmayacaksın, nasılsan öyle kalacaksın: Kuşkularınla, kendinden sonsuz hoşnutsuzluğunla, sonuçsuz kalan kendini düzeltme denemelerinle, yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız, sana nasip olmayacak sonsuz bir mutluluk beklentisiyle.”
... Deborah Tannen’ ın vardığı sonuç, kadın ve erkeğin birbirini anlamasının mümkün olmadığı, konuşurken bütünüyle başka şeyler anlatmaya çalıştıklarıdır; kadınlar konuştukları insandan destek beklemektedir, oysa erkekler sorunlara çözüm bulma peşindedir. Tannen’ a göre kadınlar cemaat duygularını güçlendirmek için şikayet ediyor, arkadaşlık kurmanın yolunun-çocukların yaptığı gibi- sırlarını açmaktan geçtiğini düşündükleri için dedikodu yapıyorlar. Öncelikli amaçları yalnızlık duygusunu bertaraf etmek olduğundan, başkalarının dertlerini istekle kulak veriyorlar. Buna karşılık erkekler dinlemekten hoşlanmıyor çünkü dinlemek “kendilerini geri planda hissetleri” ne neden oluyor; erkeklerin daima başa güreşmesi gerekiyor başkalarına anlayış gösterecek zamanları yok.