Rukumay

Rukumay
@Rukumay
“Sabahları hepinizden biri gibi yaşıyorum; fakat burada ikinci karakterimle var oluyorum. İçimdekileri filtresiz paylaşmak, kitaplar hakkında bilgilenmek hoşuma gidiyor. Bir de acemice bir şeyler yazıveriyorum.”
İsterdim..
Basit mutluluklarımız olsun isterdim. Günün herhangi bir saatinde bisiklete binmek… Yeşil çayırlardaki minik papatyaları çizmek… Güneşe gözlerimi kapalı bakmak gibi… Ekoseli örtümü serip bir dilim kek ve bir bardak şeftali suyu içmek gibi… Gökyüzünün maviliğini hafızama kazırcasına çimenlere uzanıp izlemek… Ellerimi başımın altında birleştirip, bu beton yığınları arasında gökyüzünün mavisini ve çimenin yeşilini izlemenin lüks olmamasını isterdim. Müstakil evimin penceresini sarmaşıklar ve çiçekler sarsın. Saksımda küçük çeri domateslerim olsun. Evim hep denizi, gölü, nehri… Mavi olan her şeyi görsün. Baharda çiçek kokuları dolsun burnuma… Bu sesler, bu gürültüler sussun… Daha mutlu, daha huzurlu bir dünyaya uyanayım isterdim.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Henüz Acemi
“İleride geçmişe dönüp bakmak istersem, hatırlamak için buraya gelmek isterim.” :)
Sürekli kulaklarımda çınlayan, çocukluğumun sesiyse… hiçbir büyümek gerçek büyümek değildir; sadece kendine yabancılaşmaktır. Büyümenin yakıştığı insanları gördükçe, büyümediğinizi hissedersiniz. Kendinizden uzakta bir yerlerdesinizdir ama bu asla büyümek değildir. “Bir savaşın ortasındayım.” “Bir çölün ortasındayım.” “Bir hiçliğin ortasındayım.” Diyebilirsiniz. Ama bu yaşadığınız, yine de büyümek değildir. Büyümenin yakıştığı bir güruh vardır: Takım elbiseli, akıcı ve bilge konuşan; ezmek değil, bilgi vermek ve almak niyetinde olan, gözleri gülen adamlar… Elbisesiyle zarafeti, görgüsüyle sizi alaşağı edebilecek gücü olmasına rağmen alçaltmayan kadınlar… Bir şekilde hayranlık uyandırırlar; gölgelerinden ayrılmak istemezsiniz. Büyümüşlerdir, çünkü kim olduklarının ve ne istediklerinin farkındadırlar. Siz büyümediğinizi tam da o anlarda anlarsınız. Hâlâ bir kasırganın ortasındaymış gibi kendinize ev ararken, Yağmurdan, gök gürültüsünden, şimşekten korkup sığınacak bir yer ararken fark edersiniz ki; Yağmur da, gök gürültüsü de, kasırga da sizsiniz. Kaçtığınız her şey, benliğinizde bir sır gibi saklıdır. İnsanlar öfke ve sinir okurken yüzünüzde, Sizin aynada gördüğünüz tek şey çaresizliktir. “Keşke, keşke o ben olsam.” dediğiniz film, roman, hikâye karakterleriyle doludur zihniniz. Düzeltemediğiniz her şey, aslında büyümenizi engellemiştir. Hâlâ o çizgi filmi özlüyorsanız, Gizli gizli izliyorsanız, Çocukken oynadığınız parktan geçerken gözleriniz doluyorsa,
1000Kitap
Yıldızsız gökyüzünü, ışıksız odaları, acılarını öfkeye; öfkesini kötülüğe dönüştüren ruhları, dünyayı sonsuzmuş gibi yaşayanları… Sessiz evleri, kapalı kapıları, bir zamanlar çocuk olduğunu unutmuş insanları… Gecenin en karanlık kısmında ışığı sönmüş pencereler gördükten sonra uyumayı hiç sevmiyorum. Hayalperestleri, hâlâ kenarda köşede kalmış; iyiliği kalpten yapanları, dünyada yer edinememiş garipleri… Sarı loş ışıkta, sümbül kokulu, rengârenk döşenmiş evleri; yumuşacık ip yumaklarını, çay bardağından tepsiye kırılarak yansıyan güneşi, ışığını çok seviyorum. H✍🏻
Kaç yaşına geldim, evim yurdum, vatanım hâlâ çocukluğum. Kendimi hâlâ oralarda ararım. Hâlâ geçmişte saklı geleceğim. Şu dünyada bir evi, bir sokağı, bir dostu mesken edemedim kendime. Herkes büyüdü, bir hayatı mesken etti; ben niye çocukluğumun bahçelerinde kuş izliyorum pencereden? Önüme değil, arkama bakarak yürüyorum. Bu sahtelik, bu hoyratlık, bu kendini bilmezlik hiç tanıdık değil; ait hissetmiyorum kendimi bu yere. Bir de… kaç yaşına geldim, ne zaman aklıma düşse mavi gözleri, ağlıyorum babama. Kendimi bildim bileli sevemedim hiç bu dünyayı. Zamanımı doldurup kimseye dokunmadan, tenhadan yolu bitirip gitmenin derdindeyim. H✍🏻