Sürekli kulaklarımda çınlayan, çocukluğumun sesiyse… hiçbir büyümek gerçek büyümek değildir; sadece kendine yabancılaşmaktır.
Büyümenin yakıştığı insanları gördükçe, büyümediğinizi hissedersiniz.
Kendinizden uzakta bir yerlerdesinizdir ama bu asla büyümek değildir.
“Bir savaşın ortasındayım.”
“Bir çölün ortasındayım.”
“Bir hiçliğin ortasındayım.”
Diyebilirsiniz.
Ama bu yaşadığınız, yine de büyümek değildir.
Büyümenin yakıştığı bir güruh vardır:
Takım elbiseli, akıcı ve bilge konuşan; ezmek değil, bilgi vermek ve almak niyetinde olan, gözleri gülen adamlar…
Elbisesiyle zarafeti, görgüsüyle sizi alaşağı edebilecek gücü olmasına rağmen alçaltmayan kadınlar…
Bir şekilde hayranlık uyandırırlar; gölgelerinden ayrılmak istemezsiniz.
Büyümüşlerdir, çünkü kim olduklarının ve ne istediklerinin farkındadırlar.
Siz büyümediğinizi tam da o anlarda anlarsınız.
Hâlâ bir kasırganın ortasındaymış gibi kendinize ev ararken,
Yağmurdan, gök gürültüsünden, şimşekten korkup sığınacak bir yer ararken fark edersiniz ki;
Yağmur da, gök gürültüsü de, kasırga da sizsiniz.
Kaçtığınız her şey, benliğinizde bir sır gibi saklıdır.
İnsanlar öfke ve sinir okurken yüzünüzde,
Sizin aynada gördüğünüz tek şey çaresizliktir.
“Keşke, keşke o ben olsam.” dediğiniz film, roman, hikâye karakterleriyle doludur zihniniz.
Düzeltemediğiniz her şey, aslında büyümenizi engellemiştir.
Hâlâ o çizgi filmi özlüyorsanız,
Gizli gizli izliyorsanız,
Çocukken oynadığınız parktan geçerken gözleriniz doluyorsa,