Yaradan' ın gözünde kimsenin üvey kul olmadığını unuttuk. Cennet diye diye, huri diye diye aşkı unuttuk! Allah'ın insanı yaratması başlı başına bir davetti zaten aşka... Bunu unuttuk. Yaradan'ı sevmek, onun yarattığı meczubu da, dilenciyi de, günahkârı da sevmekle mümkün olur. Bunu da unuttuk. Tüm yolların aynı yere çıktığını, çırpınıp dursak da ölümün duvarını aşamayacağımızı unuttuk.
Artık anlamak istemiyorum.Anladıkça çağın yabanisi oluyorum. Anladıkça zincirlerim yavaş yavaş kırılıyor. Büsbütün zincirimden kurtulmaktan korkuyorum. Zira bu da olursa, bana kim engel olacak diye düşünmeden edemiyorum. Ya her şeyi anlarsam bir gün...
Çok harika bir şekilde başladı kitap. Daha ilk sayfalarında heyecan doluydu. İlerledikçe merak uyandırıyordu.Gizemli bir olayın şifrelerini çözer gibi ilerletiyor, bir sonraki aşamalara sinyal veriyordu. Tabi ki bu gizem ve heyecan olmasa koskoca bir felsefe tarihini okumak işkence gelebilirdi birçoğumuza. Felsefe tarihi diyorum ama bu kitap bilimsel, kültürel,inançsal vb. birçok bilgiyi kolay yoldan aktarmış bize. En sevdiğim yanı buydu bence . ( Yerçekimi kanunundan İslam'ın Rönesansa etkilerine, Marks 'ın öğretisinden Sokrates'in kavrayışçılığına, evrendeki galaksilerin aralarındaki ışık yılı hesaplamasından Darwinizm teorisine ve bir çok şey) Tüm bunlar bir kitaba sığdırılmış ve yaşamımızın bir döneminde elimize alıp o zamana kadar öğrendiğimiz bir çok şeyi hafizamizda tekrar yer etmesi açısından mükemmel bir başyapıt. Eleştirecek olursam, kitabın kimyası bizi heyecanlandırarak ve bilgilendirerek sona ulaştirmakti fakat son çeyreği giriftleşmeye başladı, karakterlere masal kahramanları eşlik eder oldu, nihayetinde artık Sofie bile bir canlı değil görünmez bir yansıma olmuştu. Beklenen son değildi ve tüm anlatılanlar havada kaldı gibi hissettim. Fakat kitap bitince geriye kalan bilgi ve felsefe kuşağı kendini okuyucuya kazandırıyor. Ve felsefi hikayeler.