Doğal ve tarihsel ortamların güçlü duygusal angajmanıyla karşılaştırıldığında, zamanımızın mimari ve kentsel ortamlarının kendimizi yabancı gibi hissettirmelerinin bir nedeni, çevresel görme bakımından yoksul olmalarıdır. Bilinçsiz çevresel algılama retinal gestalt’ı mekansal ve bedensel deneyimlere dönüştürür. Çevresel görme bizi mekanla bütünleştirirken, odaklanmış görme bizi mekanın dışına iter, salt bir izleyici kılar.
Şu açık ki, “yaşamı yükselten” mimarlık tüm duyulara birden seslenmeli ve kendilik imgemizi dünya deneyimimizle kaynaştırmalıdır. Mimarlığın asli zihinsel görevi barındırma ve bütünleştirmedir. Mimarlık bizi salt kurgu ve hayal dünyasında iskân etmek için değil, dünyada-olmak deneyimimize tercüman olmak ve gerçeklik ve kendilik duygumuzu güçlendirmek içindir.
Görme de dahil olmak üzere tüm duyular dokunma duysunun uzantılarıdır; duyular ten dokusunun özelleşmiş halleridir ve tüm duyular deneyimler birer dokunma kipidir ve böylece dokunsallıkla ilintilidir.