Kızım "Anne, ben karanlıktan korktum," dedi. Mutfaktaydım. Diz çöktüm. Göz göze geldik. "Korkma," dedim. “Korkma. Karanlık dışarıda, evimize giremez!" Bana sıkı sıkı sarıldı. Sonra yeşil oyun hamuruyla tavşan yapmak için masasının başına döndü. Arkasından baktım. Pencerenin önüne gelmiş, dışarıdaki karanlığa bakarak bir parmağını sallıyor ve "Sen gelme, git" diyordu karanlığa. Sen gelme, git!...
Aslında... Ben de korkuyorum karanlıktan...
-Ben daha rahat nefes alabilmek, ne olup bittiğini daha iyi görebilmek için pencereler bulup açtıkça, kapatanlardan korkuyorum daha çok...
-Bize ne yaptıklarını biz görmeyelim isteyenlerden korkuyorum.
-Çaresizliğin koyu karanlığından korkuyorum.
-Yarım bilginin yarı aydınlığından korkuyorum. -Cehaletin ve şiddetin siyahından korkuyorum. -Bağnazlıkları ve yobazlıklarıyla güneşin önünü kapayan cüsselerden korkuyorum.
Belki de bütün çabam karanlığa parmak sallamaktan ibaret. "Gelme buraya, git" demek için uğraşıyorum...
"Insanları tanıdıkça daha az sever oldum." Bu cümleye anlam vermek güçtü. Yirmi yıl önce daha güçtü. Geriye saydıkça güçlüğü azaldı.
Galiba anlamak bir yana, hak vermeye başlıyor insan bir zaman sonra.
Siz bırakırsanız ipin ucunu başkası çekiyor işte sonunda. Yap diyorlar, yapma diyorlar, belki de sizin olan o hazineyi alıyorlar. Son aynı sonsa eğer, o yola sahip çıkmak gerek... Yolculuk bizim yolculuğumuz çünkü...