... Vasili, bu adamı gibi buyruğundaki diğerlerinin de, onun kimsecikleri kandırmadığı, kandırmak ne, herkesi iyiliklere boğduğunu düşündüklerini sanırdı kendisinden başka kimse inanmasa da...
Söz değildir yalnız dudağından döküldüğü kişinin kalbinin suretine bürünerek arz-ı endam eyleyen, hâl, hareket, eda kişiye ait her bir şey de billur bir aksidir o suretin.
Üslubu kalp belirliyor. Kalbimizin kemâlâtı nispetince, dudağımızdan dökülen sözlerin, incitmeden kimseyi ve kimselerin Rabbini, munis ve ahenk içre süzülüşü. Yürüyüşümüzdeki tevazu, bakışlarımızı ayak ucumuza mıhlayışımızdaki incelik, oturuşumuzdaki edep, alışverişimizdeki hassasiyet ve rikkat, başkalarının hukukunu kendi hukukumuzun önüne koyuşumuzdaki asalet, hep kalbimizden haber veriyor bize. Kalbi çınlasın Bizim Yunus'un: "Dış yüzüne o sızar/İçinde ne var ise."
Aramızda duvarlar var. Birbirimizi görmemek, anlamamak, duymamak için önyargılarımızdan, ön kabullerimizden, egolarımızdan, aidiyetlerimizden, zaaflarımızdan, ideolojilerimizden, anlama biçimlerimizden, yorum farklılıklarımızdan, ırkımızdan, cinsiyetimizden, kibrimizden, ezberlerimizden, statümüzden, şehrimizden, muhitimizden ve daha bilmem nelerimizin hepsinden birden duvarlar örmüşüz. İç içe geçmiş, birbirini bazen örten, sıklıkla tahkim eden ama hep sinsice saklayan milyonlarca görünmez duvarın ardından işitmeye çalışıyoruz birbirimizi ve gormeye ve anlamaya. Fakat ne mümkün! Herkes bir başkasının sağırı. Herkes kendisine benzemeyenin körü. Herkes kendisinin, 'kendim' derken içini doldurduğu her şey kadar budalası.