Artık birbirimize veda etmek zamanı geldi ve ayrılırken sana “siz” demek istiyorum. Bunun önemsiz bir ayrıntı olmadığını anlayacağından hiç kuşkum yok…
Bugün neyiz, geçmişte neydik, bunları anlatacak sözcükler kalır geride, kalıcı olacaklar, şimdi yazmakta olduğun sözcüklerdir, yazar, benim belli bir yerde ve belli bir zamanda yaptıklarım değil. Sözcükler kalıcıdır… benimkiler… Özellikle seninkiler… tanıklık eden sözcükler. Söz hem başlangıç hem de sondur, yazar. Ama tanığa kim tanıklık edecek? İşte can alıcı nokta budur, tanığa kimse tanıklık etmez…
Ne yazık ki dünya Tolstoy’un düşündüğü gibi değildir, katili sevgi ve bağışlama gücüyle ikna etmek… ne güzel olurdu o yeryüzü cenneti ütopyası. Hitler, Nazilerin Avrupa’da bin yıl egemen olacaklarını vaat etmişti, sevgi ve kardeşlik ilkelerimiz adına, istediğini yapması için ona izin vermeli miydik dersin?.. Bizim ilkelerimiz insan öldürmeye karşıdır ama zorbayı, yani onları parçalayıp yutacak hayvanı öldürmek ilkelerimize ters düşmez… Her neyse, bu ikilemi sana bırakıyorum, artık beni ilgilendirmiyor…
Beğendin mi? Bütün gece düşündüm, kelime kelime hepsini aklımdan bir daha yazdım ama eminim ki sen yazarken yine de düzeltirsin, becerebilirsen daha etkileyici, iç yakıcı yap… Öyle yanıp tutuşmalar pek benim yapabileceğim şeyler değildir ama burada tam yeri gelmiş sayılır, çünkü bu hiçlikten gelen bir mektuptur…